Bilişim Cezaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilişim Cezaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Haziran 2010 Pazar

BİLİŞİM-İNTERNET SUÇLARI

Bilişim-İnternet Suçları başlıklı sunum iki ana bölümden ibaret olup ilk bölümde “bilişim suçları”,ikinci bölümde ise bilişim suçları ile alakası ve iletişim aracı olması yönünden “internet” konusu incelenmeye çalışılacaktır.





I-BİLİŞİM SUÇLARI



Dört ayrı alt başlık altında sunulacak olan bu bölümde önce bilişimin tarifi yapılacak,daha sonra sırası ile Türk Ceza Kanunu’ndaki düzenleme,bilişim suçları ile ilgili Yargıtay kararları ve Türk Ceza Kanunu 2000 Tasarısı ile getirilmeye çalışılan düzenleme ile ilgili bilgiler ve eleştiriler sunulacaktır.



A-Tarifi



Bilişim kelimesi muhtelif sözlüklerde; ”İnsanların; teknik,ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletişimlerinde kullandıkları,bilimin dayanağı olan bilginin,özellikle elektronik makinalar aracılığıyla düzenli ve akılcı biçimde işlenmesi,bilginin elektronik cihazlarda toplanması ve işlenmesi bilimi,informatik” olarak açıklanmaktadır.



Bu alanda yapılan ve suç olarak tanımlanan ihlaller;



a-Bilgisayar suçu,



b-Bilgisayarla ilgili suç,



c-Bilgisayar suçluluğu,



d-Elektronik suç,



e-Bilgisayar vasıtası ile işlenen suçlar,



f-Bilişim suçları ya da suçluluğu,



g-Bilişim ihlali,



gibi değişik terimlerle ifade edilmeye çalışılmaktadır.



Günlük hayatta çoğunlukla bilişim ile bilgisayar kelimeleri eş anlam ifade ediyormuş gibi kullanılıyor ise de bu bir yanılgıdan ibarettir.Zira sözlüklerde bilgisayarın tanımı;”Çok sayıda aritmetiksel veya mantıksal işlemlerden oluşan bir işi önceden verilmiş bir programa göre yapıp sonuçlandıran,bilgileri depolayan elektronik araç,elektronik beyin,kompütür” olarak verilmekte olup, yukarıdaki iki tanımın birbirleri ile örtüşmediği açık olarak görülmektedir.Bilişim kelimesi,bilgisayardan faydalanılarak bilgilerin depolanması,işlenerek başkalarının istifadesine sunulur hale getirilmesi ve iletilmesi faaliyetini,bilgisayar ise bu faaliyetin gerçekleştirilmesinde en önemli etken olan cihazı ifade etmektedir.



Bilgisayar suçları ya da bilişim suçları konusunda herkesin ittifak ettiği bir tarif yoksa da en geniş kabul gören tarif Avrupa Ekonomik Topluluğu Uzmanlar Komisyonu’nun Mayıs 1983 tarihinde Paris Toplantısı’nda yaptığı tanımlamadır.Bu tanımlamaya göre bilişim suçları;”Bilgileri otomatik işleme tabi tutan veya verilerin nakline yarayan bir sistemde gayri kanuni,gayri ahlaki veya yetki dışı gerçekleştirilen her türlü davranış”tır.



Tarifinde olduğu gibi bilişim suçlarının tasnifinde de bir birlik yoktur.Konu ile ilgilenen kimi uzmanlar bu kapsama girmesi muhtemel fiilleri saymakla yetinmekte ve gruplara ayırarak tasnife gerek görmemekte,bazı uzmanlar ise bu suçları iki,üç ya da dört ana başlık altında incelemektedir.



Üyesi bulunduğumuz Avrupa Ekonomik Topluluğu ise bir tavsiye kararında bu suçları beşe ayırmıştır.Bunlar sırası ile;



1-Bilgisayarda mevcut olan kaynağa veya herhangi bir değere gayri meşru şekilde ulaşarak transferini sağlamak için kasten bilgisayar verilerine girmek,bunları bozmak,silmek,yok etmek,



2-Bir sahtekarlık yapmak için kasten bilgisayar verilerine veya programlarına girmek,bozmak,silmek,yok etmek,



3-Bilgisayar sistemlerinin çalışmasını engellemek için kasten bilgisayar verilerine veya programlarına girmek,bozmak,silmek,yok etmek,



4-Ticari manada yararlanmak amacı ile bir bilgisayar programının yasal sahibinin haklarını zarara uğratmak,



5-Bilgisayar sistemi sorumlusunun izni olmaksızın,konulmuş olan emniyet tedbirlerini aşmak sureti ile sisteme kasten girerek müdahalede bulunmaktır.



B-Türk Ceza Kanunu’ndaki düzenleme


Bilişim suçu kavramı Türk Ceza Hukukuna ilk defa 1991 yılında 3756 sayılı Kanunla girmiş olup Bilişim Alanında Suçlar başlığı altında Türk Ceza Kanunu’nun 525 inci maddesinin (a-b-c-d) bentlerindeki düzenlemeleri yapan Yasa koyucumuzun bilişim alanı ihlallerini bilişim suçu olarak isimlendirmeyi tercih ettiği görülmektedir.



525 inci maddenin (d) bendi,bilişim suçu işleyenler hakkında verilmesi gereken (kamu hizmetinden veya meslek veya sanat veya ticaretten muayyen bir süre yasaklanma) şeklindeki fer’i ceza ile ilgili olup (a),(b) ve (c) bentlerinde tarifi yapılıp müeyyideleri gösterilen beş ayrı suç tipinden bahsetmek mümkündür.Bunlar sırası ile;



1-Sistemde yer alan ve sır teşkil eden bilgiyi hukuka aykırı olarak elde edip öğrenmek,(a-1)



2-Başkasına zarar vermek için sistemde bulunan bilgileri kullanmak,nakletmek,çoğaltmak,(a-2)



3-Başkasına zarar vermek veya kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadı ile sistemi ve unsurlarını tahrip etmek,değiştirmek,silmek,sistemin işlemesine engel olmak,yanlış biçimde işlemesini sağlamak,(b-1)



4-Sistemi kullanarak kendisi veya başkası lehine hukuka aykırı yarar sağlamak,dolandırıcılık,(b-2)



5-Sistemi kullanarak sahtecilik yapmaktır.(c)



C-Bilişim suçları ile ilgili Yargıtay kararları



Birden ziyade karşı mağdura karşı işlenen bilişim suçlarında TCK.nun 71.maddesi hükmü gözetilerek mağdurlardan her birine yönelik eylemlerin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.

Y.6.C.D. 2.2.1999 1999/172-102





1-Sanığın pompacı olarak çalıştığı petrol istasyonundan kredi kartı ile petrol alan müştekinin unuttuğu kartla,müşteki adına değişik tarihlerde petrol almış gibi fişler düzenleyip imzalayarak borçlandırmak suretiyle bankadan tahsil ettiğinin iddia edilmesi karşısında,eylemin sübutu halinde TCK.nun 3679 sayılı Yasa ile değişik 504/3.maddesinde öngörülen suçu oluşturup oluşturmadığı ve delilleri takdir ve tartışmasının üst dereceli ağır ceza mahkemesinin görevine girdiği gözetilmeden duruşmaya devamla yazılı şekilde karar verilmesi,

2-Kabule göre de;TCK.nun 525/b-2.maddesine uyan suçların asliye ceza mahkemesinin görevine girdiği gözetilmeden yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

Y.6.C.D. 3.11.1998 1998/9563-9816

(Bu içtihat Karacabey Sulh Ceza Mahkemesinin bilişim suçundan verdiği bir mahkumiyet kararı ile ilgilidir.)





Her ne kadar TCK.nun 119.maddesi uyarınca ön ödeme nedeniyle verilen ortadan kaldırma kararları temyiz incelemesine tabi değilse de müdahil vekillerinin itirazları suç vasfına yönelik bulunması nedeniyle yapılan incelemede:

İddianamede sanığın CINE-5 yayınlarını bir cihazla izinsiz çözerek şifresiz olarak kamuya açık ve aleni biçimde toplu şekilde gösterip izlettirmekte olduğundan TCK.nun 525/b-son maddesi uyarınca cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmış,sanık dekoder sahibi olmadığını,iş yerinde CINE-5 yayınlarını şifresiz olarak başkalarına izlettirmediğini savunmuş,Samsun 3.Noterliğinin 22.10.1995 gün ve 35237 sayılı düzenleme şeklindeki tespit tutanağında ise,22.10.1995 gününde Samsun Pazar Mahallesi,Çiftehamam Caddesi,Lezzet Pazarlama Kantariye ve Gıda Maddeleri,Lezzet Bisküvileri Karadeniz Bölge Bayisi işyerinde şifresiz olarak televizyonda kalabalık bir müşteri grubuna Fenerbahçe-Galatasaray lig maçının izletildiği saptanmıştır.

Öncelikle yukarıda adı geçen işyeri sahibi ve izlettiren kişinin sanık olup olmadığı araştırılarak,sahibi ve izlettiren kişinin sanık olduğunun belirlenmesi halinde,noter tesbitinde belirtilen şifresiz olarak maç izlettirmenin ne anlama geldiği,dekoderin takılı bulunup bulunmadığı,takılı ise dekoderin sanığa veya başkasına ait olup olmadığı,takılı değilse CINE-5 yayınındaki şifrenin ne şekilde çözüldüğü,başka bir araçla kullanılıp kullanılmadığı,çanak antenle izleme hususunun bulunup bulunmadığı araştırılarak sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken noksan inceleme ve soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya aykırıdır.

Y.6.C.D. 11.11.1997 1997/10376-10580





A-Teknisyen olan sanığın çalıştığı “X-Bar” tipi telefon santralında bazı telefonların “sliv” tellerini kopartarak kontür yazılmasını engelleme ve zaman zaman bu kontürleri elle küçük miktarlarda ilerletip durumu gizlemek ve başkalarına çıkar sağlamaktan ibaret eylemlerinde,”sliv teli-kontür” düzeneğinin bilişim suçlarının konusu olan “bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş sistem” olup olmadığının bilirkişiye başvurularak araştırılması ve sonucuna göre:

1)Böyle bir sistem olduğunun saptanması durumunda TCK.nun 525/b,80;

2)Başlı başına bir sistem olmamakla birlikte sisteme veri yerleştirme “input” görevi yaptığının saptanması halinde ise Yasada sözü edilen sistemin dar manada bir bilgisayar mı,yoksa fizik ve soyut ögelerle birbirini tamamlayan geniş anlamda bir bilişim sistemi mi olduğunun tartışılması ve:

a-Sistemin dar manada ve fiziki olarak bilgisayar anlamına geldiğinin kabulü durumunda sistemin dışında kalan veri yerleştirme düzeneklerindeki eylemlerin bilişim suçu sayılmadığından sanığın eyleminin TCK.nun 240,80;

b-Yasada sözü edilen sistemin geniş anlamda bilişim sistemi olduğunun kabulü durumunda ise sisteme veri “input” sağlayan düzeneklerin de sistemde yer alacağı,dolayısıyla sanığın eyleminin TCK.nun 525/b,80;

3)(Sliv teli-kontür) düzeneğinin ne Yasanın öngördüğü anlamda başlı başına bir sistem,ne de böyle bir sisteme veri “input” sağlayan bir öge olduğunun saptanamaması durumunda ise eylemin yine Yasanın 240,80.maddelerine gireceği gözetilmeden eksik soruşturma ve yetersiz gerekçeyle yazılı biçimde (TCK.525/b,80) hüküm kurulması,

B-Kabule göre de TCK.nun 525/d.madde ve fıkrası gereğince meslek ya da sanattan yasaklama cezası verilmemiş olması.

C-Katılan idare vekiline maktu vekalet ücretine hükmedilmemesi yasaya aykırıdır.

Y.4.C.D. 24.3.1998 1998/1101-2021



Hükümlünün haksız olarak ele geçirdiği müştekiye ait kart ile şifreyi kullanarak para çekme makinasındaki kredi hesabından para çekmesi suretiyle oluşan suç için;süreklilik gösteren Dairemiz içtihatları ve YCGK.nun 11.4.2000 gün ve 2000/6-62-72 sayılı kararında belirtildiği gibi TCK.nun 525/b-2.madde ve fıkrası yerine aynı Yasanın 491/3 maddesi ile ceza tayini yasaya aykırıdır.

Y.11.C.D. 6.2.2001 2000/5573 2001/991





1-Sanığın,komşuları bulunan Aysun Mercan ve Uğur Belge’ye bankalardan gelen hesap bildirim cetvellerini ele geçirerek bu belgelerdeki bilgilerden yararlanıp,evinde bulunan enkodem cihazı ile kendisine ait kredi kartının manyetik şeridini yeniden kotlamak suretiyle ve internet yoluyla yurt dışındaki şirketlerden mal siparişinde bulunduğu ileri sürüldüğüne göre:

Öncelikle,İletişim Fakültesi öğretim üyesi,elektronik yüksek mühendisi ve Banka ve Kredi Kartları Merkezinde bu işlerde bilgi ve uzmanlığı bulunan üç kişilik bir bilirkişi kurulu oluşturularak sanığın eyleminde TCK.nun 525/a ve (b) bentlerinde gösterilen;

a-Bilgileri otomatik olarak işleme tabi tutmuş bir sistemden programları,verileri veya diğer herhangi bir unsuru hukuka aykırı olarak ele geçirmek,

b-Bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş bir sistemde yer alan bir programı,verileri veya diğer herhangi bir unsuru başkasına zarar vermek üzere kullanmak,

c-Başkasına zarar vermek veya kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla,bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş bir sistemi veya verileri veya diğer herhangi bir unsuru kısmen veya tamamen tahrip etmek veya değiştirmek veya silmek veya sistemin işlemesine engel olmak veya yanlış biçimde işlemesini sağlamak,

d-Bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş bir sistemi kullanarak kendisi veya başkası lehine hukuka aykırı yarar sağlamak,

Durumlarından herhangi birinin veya birkaçının bulunup bulunmadığı kesinlikle tespit edildikten sonra sanığın hukuki durumunun takdiri gerekli iken,uzman olmayan bilirkişinin beyanına dayanılarak eylemin dolandırıcılığa kalkışma olarak kabulü ile TCK.nun 504/3,61,522.maddeleri ile uygulama yapılması,

2-Kabule göre de;değerin suç tarihindeki ekonomik koşullara ve paranın satın alma gücüne göre pek fahiş olduğunun gözetilmemesi yasaya aykırıdır.

Y.6.C.D. 29.11.2000 2000/4851-8874


Sanığın işletmecisi olduğu otelde kime ait olduğu belirlenemeyen dekoderle CINE-5 Filmcilik ve Yapımcılık A.Ş. ile abonelik sözleşmesi olmayan şifresiz yayın izletmek şeklinde oluşan eyleminin hukuki mahiyet arzettiği gözetilmeden beraatı yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi yasaya aykırıdır.

Y.6.C.D. 9.11.1998 1998/10188-10082




1-Hizmetli olarak çalıştığı bankanın bilgisayar sistemine girerek usulüne uygun açılmış bir maaş kredi limitli bankomat hesabının kredi limitini yükseltmek ve ayrıca kendi adına usulsüz olarak bankomat 7/24 hesabı açmak suretiyle haksız yarar sağladığı oluşa uygun olarak kabul edilen sanığın eyleminin TCK.nun 525.maddesinin 1.fıkrasındaki suça uygun bulunduğu gözetilmeden,aynı maddenin 2.fıkrasıyla hüküm kurulması,

2-Sanığın bir suç işlemek kararı ile kanunun aynı hükmünü birinci bentte açıklanan iki ayrı eylemiyle ihlal ettiği anlaşıldığı halde teselsül hükmünün uygulanmaması yasaya aykırıdır.

Y.11.C.D. 2.12.1997 1997/5052-6536




1-Sanığın,sözleşme ile evinde kullanmak üzere aldığı dekoderi bu sözleşme hükümlerine aykırı olarak başka yerde istifadeye sunmaktan ibaret eyleminin hukuki nitelikte bulunduğu düşünülmeden yazılı biçimde hüküm kurulması,

2-Kabule göre;TCK.nun 525/b-2.maddesinde öngörülen cezanın süresine göre,aynı Yasanın 119.maddesinin olayda uygulama yerinin bulunmadığının gözetilmemesi yasaya aykırıdır.

Y.6.C.D. 25.9.1997 1997/8217-8223




Sanıkların Yapı Kredi Bankasına ait bankamatiğin paranın çıkmakta olan bölümüne yapışkan bant yapıştırmak suretiyle paranın çıkmasını engellemek ve sonradan buradan almak üzere yakında beklemekten ibaret eylemlerinin bilgileri otomatik işleme tabi tutmuş sisteme teknik anlamda bir müdahale sayılmayacağı gözetilmeden ve bankamatiğin bulunduğu yerin bina vasfında bulunup bulunmadığı da araştırılıp sonucuna göre;TCK.nun 492/1,491/İlk maddelerinin tatbiki olanağı da karar yerinde tartışılmadan aynı Yasanın 525/b.maddesi ile uygulama yapılması yasaya aykırıdır.

Y.6.C.D. 11.3.1997 1997/2358-2515




Sanığın yarar sağlamak amacı ile çalıştığı bankada bilgileri otomatik işleme tabi sistemde prestige card limitini yükseltip temin ettiği kart ve şifresi ile ATM’lerden birden çok para çektiği,kredi limitini yükseltmek suretiyle sistemi değiştirip yanlış işlemesini sağladığı dosya kapsamından anlaşılmasına göre kül halindeki eylemlerin TCK.nun 525/b-1,525/d,80.maddelerine uyduğu gözetilmelidir.

Y.6.C.D. 23.5.1995 1995/4699-5273




Sanığın haksız olarak ele geçirdiği başkasına ait bankamatik kartı ile ATM’den para çekmek istediği,ancak,şifreyi bilmemesi karşısında eyleminin TCK.nun 493/2,61.maddelerine uyan suçu oluşturduğu düşünülmeden yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya aykırıdır.

Y.6.C.D. 5.5.1997 1997/4642-4661




TCK.nun 525.maddesinde yazılı suçlara ilişkin kamu davasına bakma görevinin asliye ceza mahkemesine ait olduğu gözetilmeden duruşmaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya aykırıdır.

Y.6.C.D. 9.11.1998 1998/10205-10071




Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık,sanığın sabit görülen eyleminin TCK.nun 491/ilk maddesindeki hırsızlık suçunu mu,yoksa TCK.nun 525/b-2.maddesinde düzenlenen bilişim suçunu mu oluşturduğu hususundadır.6.4.1990 tarih ve 2/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı’nın gerekçesi ve tüm yargı mercilerini bağlayıcı nitelikteki kabulü karşısında;somut olayda sanığın,telsiz telefonuyla müdahilin frekansına girmek suretiyle konuşma yapmak eylemenin “Bilişim alanında suçlar” başlığı altında 3756 sayılı Yasayla yeniden düzenlenen TCK.nun 525.maddesine göre değil,491/ilk maddesine göre cezalandırılması gerekmektedir.Esasen,TCK.nun sonradan değişik biçimde düzenlenmiş 525.maddesinde,telsiz telefon vasıtasıyla yapılan kaçak konuşmaların bu madde metnine dahil edilip yaptırıma tabi tutulduğuna ilişkin bir ibare de mevcut değildir.

Y.C.G.K. 25.6.1996 1996/6-151-152




Dava konusu olayda,sanığın çalıntı kredi kartı ile ve kart sahibinin imzasını taklit ederek değişik mağazalardan alışveriş yapmak suretiyle kendisine ve suç ortağına hukuka aykırı yarar sağladığında kuşku bulunmamakla beraber,kredi kartı gösterilmek ve bu kartın geçerliliği belirlendikten sonra sahte imza atılarak yapılan alışverişte TCK.nun 525/b. maddesindeki suçun teşekkülü için aranan sistemi kullanma şartının yerine getirildiğini söylemek mümkün değildir.Eylemin bilişim suçu kabul edilebilmesi için aranan husus sistemin kullanılması olup,olayımızda kredi kartının verdiği güvenden istifade ile mağazanın dolandırıldığı,kredi kartının bir kimlik kartı gibi kullanıldığı,yoksa kanun vazıının amaçladığı anlamda bir sistem kullanılmasının söz konusu olmadığı görülmekle itirazın kabulü ve itiraza atfen ikinci eylem için suç vasfının dolandırıcılık olacağı kanaatına varılmıştır.

Askeri Yargıtay Daireler Kurulu Kararı 13.10.1994 97/106


Sistem-12 santralına bağlı 762 47 42 ve 762 52 32 numaralı telefonların,bilgisayarda bilgilerini değiştirip verilen yeni komut sonucunda kontürlerini durdurarak santral disk ve belleğinde de herhangi bir kayıt tutulmamasını sağlayan sanığın eyleminin TCK.nun 525/b-1,251.maddelerine uyan özel suç niteliğinde olduğu gözetilmeden genel hüküm niteliğinde olan aynı Yasanın 240/1.maddesi ile karar verilmesi yasaya aykırıdır.

Y.4.C.D. 25.2.1998 1998/11798-674


Şifrenin müdahil şirkete ait dekoder dışında özel bir alet yardımıyla çözüldüğü saptanmadığına göre,abonelik sözleşmesi ile alınan dekoderi sözleşme hükümlerine aykırı olarak başka yerde istifadeye sunmaktan ibaret eylemin hukuki nitelikte bulunduğu gözetilmeden sanığın hükümlülüğüne karar verilmesi,

Kabule göre de;

a)Uygulanan maddede öngörülen cezanın süresine göre sanığa TCK.nun 119.maddesi uyarınca ön ödeme önerisinde bulunulmaması,

b)Yasa maddesindeki seçimlik cezalardan biri yerine her ikisinin uygulanması yasaya aykırıdır.

Y.6.C.D. 29.12.1997 1997/13195-13244




CİNE-5 Filmcilik ve Yapımcılık A.Ş. ile abonelik sözleşmesi bulunmayan U.T isimli otelde CINE-5 yayınının izlettirildiği noter aracılığı ile tespit ettirilmiş ise de,bu suretle kullanmanın şifre çözülmek suretiyle olup olmadığı saptanamadığına göre,abonelik sözleşmesi ile alınan dekoderin,sözleşme hükümlerine aykırı olarak başka yerde istifadeye sunulmasından ibaret eylemin hukuki nitelikte bulunduğu düşünülmeden yazılı biçimde hüküm kurulması yasaya aykırıdır.

Y.6.C.D. 2.12.1997 1997/11750-11698




Sanık,olay günü oynanan Fenerbahçe-Samsunspor maçının naklen yapılan canlı yayınını çanak anten vasıtasıyla uydudan alarak Giresun’daki vericilere yansıttığını savunmuş bulunması karşısında;mahallinde konusunda uzman bilirkişiler aracılığıyla inceleme yaptırılarak,dekoder kullanılmaksızın CINE-5 yayınının bu suretle elde edilmesinin imkan dahilinde olup olmadığı ve ayrıca dekoder abonesi bulunup bulunmadığı saptanıp,sonucuna göre hukuki durumun tayini gerekirken noksan soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya aykırıdır.

Y.6.C.D. 22.6.1997 1997/6043-7210




Santral işletme mühendisi A.G.Ö. da dinlenmesi ve sanıkların kabulleri gibi bilgisayara verilmemesi gereken komutlarla dairelere yazım yapmadan,telefonları kentler arası ve 900’lü konuşmalara açıp açmadıklarının saptanması ve sonucuna göre eylemlerinin TCK.nun 525/b.maddesine girip girmediğinin tartışılması gerekirken eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle hüküm kurulması yasaya aykırıdır.

Y.4.C.D. 20.11.1996 1996/7598-8663




Sanığın kamu kurumundan sayılan Ziraat Bankası ile özel banka niteliğindeki Vakıflar Bankasının muhtelif şubelerindeki banka görevlilerini hile ve desiseler yaparak hataya düşürüp daha önce hayali isimlerle açtırdığı hesaplara havale yoluyla para aktarılmasını sağlayarak karşılığını vezneye yatırmadan sahibi olduğu bankamatik kartı ile çekmek suretiyle gerçekleştirdiği dolandırıcılık eylemlerinin TCK.nun 504/7,80. ve 503/1,80.maddelerine uyan suçları oluşturduğu gözetilmeden aynı Yasanın 525/b.maddesi ile yazılı şekilde uygulama yapılması yasaya aykırıdır.

Y.6.C.D. 11.11.1996 1996/11031-10933




D-Türk Ceza Kanunu Tasarısındaki Düzenleme


Türk Ceza Kanunu Tasarısının İkinci Kitabının İkinci Kısmının Dokuzuncu Bölümü “Bilişim Alanında Suçlar” başlığını taşımakta olup bu bölümde 345 inci madde ile başlayıp 351 inci madde ile sona eren yedi ayrı madde mevcuttur.Tasarının 345 inci maddesinin gerekçesinde bilişim alanı;”verileri toplayıp yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tabi tutma olanağını veren manyetik sistemler” olarak tarif edilmektedir.Halen yürürlükte olan 525 inci maddede yer alan“bilgileri otomatik olarak işleme tabi tutmuş sistem” tabirinden vazgeçilerek aynı anlamı taşımak üzere “bilişim sistemi” sözcüklerinin kullanılmasının uygun görüldüğü de yine gerekçedeki açıklamadan anlaşılmaktadır.



1-345 inci maddenin birinci fıkrası,ne maksatla olursa olsun hukuka aykırı olarak sisteme girilmesini suç olarak kabul ettiğinden sisteme haksız olarak genel kasıtla girilmesi suçun oluşması için kafidir,failin belirli ve özel bir saikle hareket etmesi aranmamaktadır.



Maddenin ikinci fıkrası yeni bir suç türü ihdas etmemekle birlikte ilk fıkraya bağlı bir ağırlaştırıcı sebebi düzenlemektedir.Failin hangi nedenle olursa olsun sisteme haksız ve kasıtlı bir şekilde girmesi sonucu sistemde bulunan veriler imha edilir veya değiştirilirse sadece bu neticeden dolayı fail daha ağır bir ceza ile cezalandırılmaktadır.Burada failin sisteme girmesi ve bu girme sonucunda verilerin imha edilmesi ya da değiştirilmesi kafi olup failin ayrıca bu neticeyi isteyip istememesi önemli değildir.



Üçüncü fıkraya göre, sisteme haksız olarak girmeye teşebbüs edilmesi halinde de faile suç tamamlanmış gibi ceza verilmesi söz konusudur.Diğer bir deyişle fail suça teşebbüs halindeki genel indirim maddeleri olan Tasarı’nın 37 veya 38 inci maddelerindeki indirimlerden yararlanamaz.



Bilindiği gibi Türk Ceza Kanunu’nun 525 inci maddesi fikri hakları değil,sistem içerisindeki verileri ve dolayısı ile veri sahiplerinin hukuki menfaatlerini korumaktadır,aynı anlayışın yeni değişiklikle de korunduğunu 345 inci maddenin gerekçesinden anlıyoruz.Çünkü gerekçede açıkça“Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda yer alan ve sistem içindeki programlara ilişkin hükümler saklıdır.” denilmek sureti ile Tasarı’daki bilişim suçları ile ilgili maddelerin fikri hakların ihlali hallerinde uygulanamayacağı kabul edilmiş bulunmaktadır.Gerçekten de 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 4630 sayılı Yasa ile değişik “Tanımlar” başlıklı 1/B maddesinin (g),(h),(ı) bentlerinde “Bilgisayar programı”,”Arayüz”,”Araişlerlik” kavramlarının açıklamaları yapılmış,”Fikir ve Sanat Eserlerinin Çeşitleri” başlıklı bölümde yer alan 2 nci maddede bilgisayar programları ve hazırlık tasarımları ilim ve edebiyat eserleri arasında sayılmıştır.Dolayısı ile bilgisayar programları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun koruması altına alınmıştır.



2-346 ncı maddenin 1 inci fıkrası, bilişim sistemlerine yönelik olarak işlenen bozma,engelleme gibi ızrar fiillerini özel bir suç haline getirmektedir.Burada koruma altına alınan şey;bilişim sisteminin, diğer bir deyişle bilgisayarın fiziki varlığı ve sistemin işlemesini sağlayan bütün diğer unsurlardır.



İkinci fıkrada ise bilişim sistemine veri sokulması,verilerin yok edilmesi,değiştirilmesi suç haline getirilmiş olup bu fıkranın uygulanabilmesi için failin bu neticelerin gerçekleşmesine yönelik özel bir kasıtla hareket etmesi gerekmektedir.345 inci maddenin ikinci fıkrasında fail,özel bir kasıtla istemediği ancak sisteme haksız olarak girmesi sebebi ile gerçekleşmesine neden olduğu neticeden dolayı cezalandırılırken burada gerçekleşmesi için özel bir kasıtla hareket ettiği ve gerçekleştirdiği yukarıda sayılan fiillerden dolayı cezalandırılmaktadır.



Üçüncü fıkrada ise failin,yukarıdaki iki fıkrada sayılan eylemleri ile; başkasının zararına,kendisinin veya başkasının yararına haksız maddi yarar elde etmek için bilişim sistemine girmesi hali cezalandırılmaktadır.



346 ncı maddenin ilk fıkrasındaki ceza miktarı bir yıldan üç yıla kadar hapis,bir milyar liradan beş milyar liraya kadar ağır para cezası olup,bu fıkradaki eylemin haksız bir çıkar sağlamak amacı ile gerçekleştirilmesi ve dolayısı ile eylemin üçüncü fıkraya uyması durumunda, ağırlaştırıcı hal sebebi ile ceza miktarının; iki yıldan altı yıla kadar hapis ve iki milyar liradan on milyar liraya kadar ağır para cezasına çıkarıldığı görülmektedir.



İkinci fıkradaki ceza miktarı ; üç yıldan altı yıla kadar hapis ve üç milyar liradan on milyar liraya kadar ağır para cezası olmasına rağmen,üçüncü fıkradaki haksız çıkar sağlama eyleminin ikinci fıkradaki hale uygun olarak işlenmesi ve ağırlaştırıcı sebebin gerçekleşmesi durumunda, ikinci fıkrada öngörülenden daha az hapis ve ağır para cezasının asgari had olarak tayin edilmesini anlamak mümkün değildir.Yukarıda da ifade edildiği gibi üçüncü fıkradaki hapis cezasının asgari haddi iki yıl,ağır para cezasının asgari haddi ise iki milyar liradır ve bu miktarlar ikinci fıkradaki asgari hadlerin de altındadır.



346 ncı maddedeki suçlara teşebbüs halinde de faile suç tamamlanmış gibi ceza verilecek,fail Tasarının 37 veya 38 inci maddelerindeki indirimlerden istifade edemeyecektir.



3-347 nci maddede iki ayrı suç tipi mevcuttur:



Bunlardan birincisi;bilişim sistemi marifeti ile ve özel bir kasıtla hukuk alanında fail tarafından hedeflenen bir neticeye ulaşmak için bilişim sistemine veri yerleştirmek,var olan verileri tahrif etmek sureti ile sahte belge oluşturmaktır.Suçun teşekkülü için failin belgeyi oluşturması yeterlidir,belgenin oluşturulması ile suç tamamlanır,ayrıca kullanılması gerekmez.Sahte belgeyi gerçekleştiren fail ayrıca bunu kullanmışsa kullanmış olmasından ötürü ikinci bir ceza verilmez.



İkinci suç tipi ise,sahte belgeyi oluşturan fail dışındaki bir başka kişinin sahte olduğunu bilerek belgeyi kullanması halidir.



Bu maddedeki ceza miktarı bir yıldan üç yıla kadar hapistir.Sahtecilik yapma kasıt ve gayesi olmasa bile benzer fiilleri üç yıldan altı yıla kadar hapis ve üç milyar liradan on milyar liraya kadar ağır para cezası ile cezalandıran 346 ncı maddenin ikinci fıkrasındaki cezadan az ceza tertip edildiği görülmektedir.Sahte belge tanzim etme niyeti olmaksızın bilişim sistemine hukuka aykırı olarak veriler sokan,mevcut verileri yok eden,değiştiren kişiye daha ağır ceza,sahte belge tanzim etmek için bu fiilleri işleyen kişiye daha az ceza verilmesi pek mantıklı görülmemektedir.Belki 346 ncı maddenin ikinci fıkrasındaki düzenleme başkasının bilişim sistemine girilmesi,347 nci maddedeki düzenleme ise kişinin kendi bilişim sistemine girmesi ve sahte belge oluşturması ile ilgilidir ancak madde metinleri ile gerekçelerinden bu neticeye varmak zor gözükmektedir.Kişi,başkasının bilişim sistemine girerek de sahte belge tanzim edebilir,bu ayırımın net bir şekilde yapılmasının daha uygun olacağı şüphesizdir.



4-Tasarı’nın 348 inci maddesinde, 345 ve 346 ncı maddelerde düzenlenen suçları işleyen kişiler hakkında bu maddelerde yazılı olan hapis ve para cezalarına ek olarak verilmesi gereken,fer’i ceza olarak nitelediğimiz ” kamu hizmetinden veya meslek veya sanat veya ticaretten altı aydan üç yıla kadar yasaklanma”,”suçta kullanılan kurumların iki aydan bir yıla kadar kapatılması”,”fiillerin işlenmesinde kullanılan araçların veya suçtan meydana gelen şeylerin müsaderesi veya mülkiyetinin devlete geçirilmesi” tedbirlerine yer verilmektedir.



347 nci maddede zikredilen sahtecilik suçunun işlenmesi durumunda fer’i ceza uygulamasının bulunmaması,bu uygulamanın 345 ve 346 ncı maddelere hasredilmesi dikkat çekicidir,348 inci maddenin gerekçesinde bu hususta bir açıklama bulunmamaktadır.



5-“Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması” başlıklı 349 uncu maddenin kaleme alınmasının amacı,bu maddenin gerekçesinde de ifade edildiği üzere;bu kartların haksız,hukuka aykırı olarak kullanılması suretiyle bankaların veya kredi sahiplerinin zarara sokulmasını,bu yolla çıkar sağlanmasını önlemektir.



Bilindiği gibi banka kartı,bankanın kurduğu bilişim sistemine hukuka uygun olarak girmeyi,kart sahibince bilinen bir numara marifetiyle banka görevlisinin katkısı olmadan kart sahibinin kendi hesabından para çekmesini sağlamaktadır.



Kredi kartı ise,banka ile müşterisi arasında yapılmış bir akit gereğince kişinin bankadan önceden koşulları saptanan kredi olanağını kullanmasını sağlayan bir araçtır.



Madde gerekçesine göre aşağıda zikredilen iki hal gerçekleştiğinde birinci fıkradaki suç oluşur:



a-Başkasına ait banka ya da kredi kartının,her ne suretle olursa olsun ele geçirilmesinden sonra,sahibinin rızası hilafına kullanılması,başkasına kullandırtılması,bu suretle failin kendisine ya da bir başkasına haksız yarar sağlaması,



b-Sahibine verilmesi gereken bir banka ya da kredi kartının bunu elinde bulunduran kimse tarafından kullanılması ya da bir başkasına kullandırtılması.



İkinci fıkra ise,ilk fıkrada sayılan eylemlerin esasen mevcut olan banka ya da kredi kartlarının tahrif edilerek kullanılması veya bu kartların sahtecilik sureti ile yapılarak kullanılması hallerini cezalandırmaktadır.



Bu maddedeki düzenleme ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 11.4.2000 tarih,2000/6-62 esas,2000/72 sayılı kararındaki anlayış madde metni haline getirilmiş bulunmaktadır.Bu kararın konusunu teşkil eden olay kısaca şöyledir:



Bu olayda sanık müştekiye ait banka kredi kartını haksız olarak eline geçirmiş,şifresini de öğrenerek bir bankanın üç ayrı şubesine ait ATM’lerden muhtelif tarihlerde para çekmiştir,İstanbul 1.Ağır Ceza Mahkemesi banka kartını TCK.nun 493/2.maddesinde zikredilen “sair alet” kapsamında mütalaa ederek bu madde uyarınca sanığı cezalandırmış,Yargıtay 6.C.D. mahkeme kararını onamıştır.Bu onama kararına karşı itiraz yoluna başvuran Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı; banka kartının “sair alet” olarak kabul edilemeyeceğini,olayın TCK.nun 525 inci maddesine uyduğunu ileriye sürerek konunun Yargıtay Ceza Genel Kurulu önüne gelmesini sağlamıştır.Genel Kurul ise yukarıda tarih ve sayısı verilen kararında;ATM olarak adlandırılan sistemin işlemesi için iki unsura gereksinim bulunduğunu,bunlardan birincisinin kart,diğerinin ise şifre olduğunu,ATM makinalarının bir bilgi işlem sisteminin ünitesi olarak kabul edilmesi gerektiğini,sistemi harekete geçirmede kullanılan kartların geleneksel hırsızlık suçları bakımından söz konusu olan “sair alet”sayılamayacağını,olayın TCK.nun 525/b-2 madde ve fıkrasına uyduğunu gerekçeleri ile ileriye sürerek Başsavcılığın itirazını kabul etmiş ve böylece aynı görüşteki Yargıtay 11.C.D.’nin bir başka olayla ilgili olarak verdiği içtihattaki anlayışı kabul etmiştir.Bu genel kurul kararı oy çokluğu ile verilmiş bir karar olup 349 uncu maddedeki düzenleme bu konudaki tartışmaları tamamen ortadan kaldırıcı mahiyette olmakla isabetli bir tasarruf olarak gözükmektedir.



6-“Suç işlemek için örgütlenme” başlıklı 350 nci madde örgütlü suç cürmünün özel bir halini düzenlemekte olup, Dokuzuncu Bölümde sayılan suçları işlemek üzere ikiden fazla kişinin bir araya gelerek bu suçları işleme gayesi ile bir veya birden çok maddi nitelikte hazırlık yapmalarını ağırlaştırıcı hal olarak kabul edip cezalandırmaktadır.



7-351 inci madde, 345,346,347,349 ve 350 nci maddelerde tarifi yapılan suçların işlenmesi halinde tüzel kişileri de sorumlu tutmaktadır.



Tasarı’nın İkinci Kısım İkinci Bölümü “Tüzel Kişiler” başlığını taşımakta olup bu bölümde yer alan 25 ve 26 ncı maddelerdeki düzenlemeye göre;fiili işleyenin sorumluluğu baki kalmak üzere özel hukuk tüzel kişileri,kanunun ayrıca belirttiği hallerde,organ veya temsilcilerinin tüzel kişi yararına işledikleri suçlardan dolayı sorumludurlar.Fiili işleyen kimse hakkında hükmedilmesi gereken para,müsadere veya mülkiyetin Devlete geçirilmesi cezaları tüzel kişi hakkında da uygulanır.Fiili işleyen kişi hakkında hükmedilen hürriyeti bağlayıcı cezalarla,kamu hizmetlerinden yasaklanma,bir meslek veya sanat veya ticaretin icrasının durdurulması cezalarının süresini aşmamak kaydı ile tüzel kişinin çalışmadan yasaklanıp yasaklanmayacağına,yasaklanacaksa bunun süresinin ne olacağına mahkemece karar verilebileceği gibi, tüzel kişinin beş yılı geçmemek üzere atanacak denetçilerin kontrolu veya yöneticilerin eliyle çalışmalarını sürdürmesine de karar verilebilir.



Tasarı’nın 2 nci Kitap 1 inci Kısım 8 inci Bölümü “Hayatın Gizli Alanına ve Özel Hayata Karşı Suçlar” başlığını taşımakta olup bu bölümde yer alan 195 ve 196 ncı maddelerdeki düzenlemeler de bilişim suçu kapsamında değerlendirilebilir.Bu iki maddenin “Bilişim Alanında Suçlar” başlıklı bölüm içerisine alınması belki daha uygun olurdu.



8-195 inci maddenin gerekçesinde de ifade edildiği üzere,günümüzde kişilerle ilgili kayıtların bilgisayar ortamına geçirilip muhafaza edilmesi uygulamasına; hastaneler,sigorta şirketleri,bankalar,kredili alışveriş yapan mağazalar ve benzeri kuruluşlar sıkça başvurmaktadır.Bu özel bilgilerin rıza hilafına ilgisiz kişilerin eline geçmesi ve kullanılması, hem bu bilgileri muhafaza eden kurumu ve hem de haklarındaki bilgiler bilgisayar ortamında muhafaza edilen kişiler yönünden sakıncalar doğurabilir.Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 1973 ve 1974 yıllarında özel sektör ve kamu sektöründeki elektronik bilgi bankalarında uygulanacak ilkeleri gösteren iki tavsiye kararı kabul etmiş,Avrupa ülkelerinin bir çoğu 1970’li yılların sonunda bu ilkeler doğrultusunda “verilerin korunması” ile ilgili özel yasaları kabul ederek yürürlüğe koymuşlardır.Özel yasaların kabul edilmesi de yetmemiş,Avrupa Konseyi’nin sürdürdüğü çalışmalar sonucunda “Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunması”na ilişkin bizim de taraf olduğumuz 108 sayılı Sözleşme 28 Ocak 1981 tarihinde imzaya açılmıştır.



195 inci maddenin 1 numaralı fıkrasının ilk paragrafında,kişinin rızası hilafına veya kanunun öngördüğü şekil ve usullere uyulmaksızın kişisel verilerin bilişim sistemine yerleştirilmesi veya işlenmesi eylemi suç haline getirilmektedir.



İkinci paragrafta,verilerin hileli veya kanun dışı yollarla elde edilmesi hali ceza artırım sebebi olarak kabul edilmiştir.



2 numaralı fıkranın birinci paragrafı,kanuna uygun olarak bilişim sistemlerine yerleştirilen veya işlenen kişisel verilerin, muhafazaları için gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmaması sureti ile bu bilgilerin başkalarının eline geçmesine,bozulmasına veya zarar görmesine neden olanları cezalandırmaktadır.



Bu fıkranın ikinci paragrafı, fiilin taksirle işlenmesi durumunda failin ağır para cezası ile cezalandırılması gerektiğini hüküm altına almıştır.



Maddenin (3) numaralı fıkrası, yasaların öngördüğü haller saklı kalmak üzere,kişilerin ahlaki niteliklerinin,siyasi,felsefi veya dinsel görüşlerinin,ırki kökenlerinin,sendikal bağlantılarının,cinsel yaşamları ve sağlık durumları ile ilgili bilgilerin kişisel veri olarak sisteme yerleştirilip işlenmesini hapis cezası ile tecziye etmektedir.



9-196 ncı maddenin (1) numaralı fıkrası,kişisel verilerin yetkisiz kişilere verilmesini,açıklanmasını,çeşitli özel maksatlarla kullanılmasını ve ele geçirilmesini,



(2) numaralı fıkrası ise,kanunların belirlediği sürelerin geçmiş olmasına karşın verilerin sistem içinde muhafaza edilmeye devam edilmesini,yok edilmemesini cezalandırmaktadır.





II-İNTERNET


Bilindiği gibi bilişim suçunun işlenebilmesi için ana unsurlardan bir tanesi bilgisayar dediğimiz cihazdır.Bu cihaz internet kullanımı için de gereklidir.Yukarıda bilişim suçu olarak açıklamaya çalıştığımız fiiller internet vasıtası ile de işlenebilir. Tasarı’da bilişim suçları ayrı bir bölüm halinde yer almasına rağmen bu bölümde yer alan maddelerde veya bağımsız bir bölüm olarak internetten hiç bahsedilmemesi dikkat çekici önemli bir eksiklik olarak görülmektedir.



Diğer taraftan internet,sözlüklerde;



”Duygu,düşünce veya bilgilerin;telefon,telgraf,televizyon,radyo gibi akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması,bildirişim,haberleşme,komünikasyon” olarak tarif edilen iletişim faaliyetinin en önemli araçlarından birisidir.



Tasarı’nın “Tanımlar” başlıklı 4 üncü maddesinin 11 inci bendinde “Basın ve yayın yolu ile” kavramının anlamı;basın ve yayın yolu ile veya her türlü görsel ve işitsel iletişim araçlarıyla yapılan yayın olarak tarif edilmesine rağmen bu tanım içerisinde internetin ayrıca zikredilmemesi tatbikatta karışıklıklara ve şüphelere neden olabilecek gibi gözükmektedir.Çünkü Tasarı’nın 170/5-6,178/son,188/3,190/2,357/3,377/2,471/2 nci maddelerinde açık olarak suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi ağırlaştırıcı sebep olarak kabul edilmişken,291/2 nci madde ile buraya atıf yapan 292 nci maddenin son fıkrasında “her türlü kitle iletişim araçları,ses kayıt bantları,sesli veya sözlü yayın araçları,internet,plak,elle çoğaltılarak yayınlanan veya dağıtılan yazılar,genel yerlerde levha ve ilan asma” faaliyetleri ağırlaştırıcı sebep kabul edilmiş,358/2 nci maddede “basın ve görsel veya işitsel yayın” tabirinin kullanılması tercih edilmiş,426/4 ncı madde ile 430/4 uncu maddelerde ise “basın veya görsel veya işitsel yayın yolu ile veya internet marifetiyle” suçun işlenmesi ağırlaştırıcı sebep olarak madde metni içerisine yerleştirilmiştir.Bu durumda sanki internet,4 üncü maddenin 11 numaralı bendinde tanımı yapılan basın ve yayın araçları dışında bir araçmış gibi bir sonuç ortaya çıkmıştır.



Bu sakıncayı gidermek için Tasarı’nın 4/11.bendindeki “Basın ve Yayın Yolu İle” tabiri yerine “İletişim Araçları İle” tabirinin kullanılması,teknolojinin devamlı gelişme gösterdiği,önümüzdeki yıllarda yeni iletişim araçlarının keşfedilebileceği ihtimalinden hareketle,iletişim faaliyetinin bir ucu açık olacak şekilde ileriye yönelik tarifinin yapılması, günümüzde mevcut olan iletişim araçlarının interneti de kapsayacak şekilde sayılması,iletişim araçları ile suçun işlenmesi halinde cezaların ağırlaştırılması düşünülen maddelerde bu araçları tek tek saymak yerine sadece bu tabirin kullanılmasının daha uygun olacağı düşünülmektedir.



İletişimle ilgileri bakımından Tasarı’nın 199/2,218/7,293 ve 312 nci maddelerinden bahsetmek gerekir.



“Basit hırsızlık” başlıklı 199 uncu maddenin 2 nci fıkrasında telefon hatları ile frekanslarından veya elektromanyetik dalgalarla yapılan şifreli veya şifresiz yayınlardan sahibinin veya zilyedinin rızası olmadan yararlanma cezalandırılmıştır ki bu düzenleme maddenin muadili olan TCK.nun 491 inci maddesinde bulunmamaktadır,bu tür olayların gittikçe artış göstermesi sebebi ile isabetli olmuştur.



“Nitelikli dolandırıcılık” başlıklı 218 inci maddenin 7 nci bendine (bilişim sistemi)’nin de ilave edilmesi ile bu sistemler aracı kılınarak işlenen ve giderek artış gösteren suçların takibinde önemli faydalar sağlanacaktır.



TCK.nun 162 nci maddesinin muadili olarak getirilen “Kanunun cürüm saydığı yayının nakli” başlıklı 293 üncü maddedeki düzenleme,Alman Teleservisler Yasası’nın “Sorumluluk” başlıklı 5 inci maddesinin 2 nci bendindeki düzenleme ile paralellik arzetmektedir.Şöyle ki;293 üncü maddenin ilk fıkrasına göre “Kanunun cürüm saydığı bir yayını,herhangi bir iletişim aracı ile nakleden,asıl yayını yapan gibi cezalandırılır.”5 inci maddenin 2 numaralı bendine göre ise “Servis sağlayıcılar,kullanıma hazır tuttukları yabancı içeriklerden dolayı,ancak bu içeriğin bilgisine sahip oldukları ve bu içeriklerin kullanımının önlenmesi teknik olarak mümkün ve kendilerinden beklenebilir olduğu durumda sorumludurlar.”Her iki halde de nakledilen yayının içeriğine katılıp katılmamak önemli olmadığı gibi,yayında ileriye sürülen fikirlere iştirak edilmediğine dair kayıt ilave edilse bile sorumluluk mevcuttur.Burada önemli olan içeriğine vakıf olarak bir yayını nakletmektir.



“Kamu haberleşmesini bozma” başlıklı 312 nci madde,TCK.nun 391 inci maddesinde zikredilen telgraf,telefon ve telsiz gibi muhabere araçlarını tek tek saymak yerine “telli veya telsiz her türlü kamu haberleşme araçları” tabirini kullanmıştır ki ileride keşfedilmesi mümkün yeni haberleşme araçlarını da içine alacak bir düzenleme olması itibariyle doğru bir tercihtir.



İnternetle işlenen suçlarda yetkili mahkemeyi tayin bakımından da önem arzeden “Yer bakımından uygulama” başlıklı 6 ncı maddenin ilk fıkrasının 2 nci cümlesinden bir nebze bahsetmek gerekir.Bu cümleye göre “Eylemin kısmen veya tamamen Türkiye’de yapılması veya neticenin Türkiye’de gerçekleşmesi halinde suç,Türkiye’de işlenmiş sayılır.”



Bu düzenlemeye göre aşağıdaki üç halde de suç Türkiye’de işlenmiş sayılacaktır:



a-İnternete girişin ve neticenin Türkiye’de gerçekleşmesi,



b-İnternete girişin Türkiye’de olması,neticenin yabancı bir ülkede gerçekleşmesi,



c-İnternete girişin yabancı bir ülkeden olması,neticenin Türkiye’de tahakkuku.



İlk halde fiil ve netice Türkiye’de gerçekleştiği,dolayısı ile fail ve mağdur Türkiye’de oldukları için yetki bakımından herhangi bir sorun çıkması düşünülemez.İkinci halde fail Türkiye’de,mağdur yabancı ülkede,üçüncü halde ise fail yabancı ülkede,mağdur ise Türkiye’de bulunduğu için yetki ihtilaflarının çıkması kaçınılmazdır.Dolayısı ile son iki hal için bu alanda mutlaka uluslar arası sözleşmeler yapılması gerekir.



Bu cümle,Türkiye’nin yetki alanını ülke çapında düzenler gibi görünmekte ise de,Türkiye’de milli sınırlar içerisinde internet suçları bakımından hangi adli merciin yetkili olacağı konusunu halletmekten uzaktır.Yasal bir düzenleme yapılıncaya kadar ceza mevzuatında genel olarak (Yetki) konusunu düzenleyen CMUK.nun 8 inci maddesindeki düzenlemeden de istifade edilerek tatbikatta şu şekilde hareket edilmesi uygun görülmektedir:



a-Failin ve internete giriş yerinin belli olduğu,servis sağlayıcı şirket çalışanlarının herhangi bir şekilde suç faili olmadığı durumlarda internete giriş yeri adli mercii,



b-Servis sağlayıcı şirket çalışanlarının suç faili olduğu durumlarda şirket merkezinin bulunduğu yer adli mercii,



c-Takibi şikayete bağlı hakaret ve sövme cürümlerinin internet vasıtasıyla işlenmesi durumunda suç mağdurunun ihtiyarına göre;



aa)Mağdurun ikamet ettiği ya da sakin olduğu yer adli mercii (istisnai yetki),



bb)Olayın özelliğine göre yukarıda iki şık halinde yazılı olan yerlerdeki adli mercilerden herhangi biri.



Avustralya’lı bir iş adamı ile ilgili olarak Amerikan finansal haber şirketi tarafından internette yayınlanan bir makalede bu iş adamına hakarette bulunulduğundan bahisle açılan hakaret davası ile ilgili olarak Avustralya Yüksek Mahkemesinin, davanın Amerika’da değil,müştekinin bulunduğu Avustralya’nın Victoria eyaletinde görülmesine karar verdiği bu ay içerisinde günlük gazetelerde çıkan haberlerden anlaşılmakta olup bu karar dahi görüşümüzü teyit etmektedir.



İnternetin iletişim aracı olması onun çeşitli fonksiyonlarından sadece bir tanesidir,basının da en önemli işlevlerinden bir tanesi budur.Diğer bir deyişle internet ve basın, kitle iletişim aracı olmaları bakımından sadece bu noktada ortak bir zeminde buluşmaktadırlar.Belki bu nedenle internetin diğer fonksiyonları göz ardı edilerek internet ortamında işlenen suçlara Basın Kanunu hükümlerinin uygulanabileceğini söyleyenler ve savunanlar vardır.Bu görüşte olanlar her iki yayının dokularının ve tekniklerinin farklı olduğunu gözden kaçırmaktadırlar.Basın Kanunu ancak tabı aletleriyle yani matbaa makinalarıyla çoğaltılabilen basılı eserlere uygulanabildiği halde dijital,sayısal bir yayın türü olan internette basılı eser bulunmamaktadır.İnternet kullanıcısının eli altındaki yazıcı marifetiyle bir web sayfasının içeriğini kağıda dökmesi,bunu çoğaltması matbaa aletiyle çoğaltma sayılamaz.Burada dikkat edilmesi gereken ikinci nokta,internet yayınını gerçekleştiren kişi ya da kişilerle bu yayında hiçbir dahli olmayan,sadece internet yayınından istifade etmeye çalışan internet kullanıcısının aynı safta yer almamalarıdır.Basılı eserin yayınını gerçekleştiren yazı sahibi,sorumlu müdür,yayınlatan gibi süjeler ise basılı eser neticesini meydana getirmek bakımından fikir ve eylem birliği içerisindedirler.Sonuç olarak internet kullanıcısının başkaları tarafından basılan bir gazeteyi,dergi ve kitabı alıp okuyan insandan farkı yoktur.Basın Kanunu’nun 16 ncı maddesine göre cezai sorumluluk asıl olarak yazı ya da eser sahibine,sorumlu müdüre,yayınlatana,bunlar bulunamadığı takdirde ise sırası ile basana,satana ve dağıtana aittir.İnternet ortamında ise sayılan bu süjelerin karşıtı olan, kendilerine sorumluluk yüklenebilecek kişi ya da kişiler bakımından bir paralellik ve örtüşme sadece Basın Kanunu’ndaki yazı ya da eser sahibi-internetteki içerik sağlayıcı bakımından söz konusudur.



Bu yanlış görüşten hareketle 4756 sayılı Yasanın 26 ncı maddesi ile 5680 sayılı Yasaya eklenen Ek Madde 9’la; internet ortamında yayınlanan hür türlü yazı,resim,işaret,sesli veya sessiz görüntü ve benzerleri ile yalan haber yapılması,hakaret ve benzeri fiillerin işlenmesi durumunda 5680 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanacağı belirtilmektedir.Dış alemde 5680 sayılı Yasa hükümlerine uygun olarak gazete,dergi,kitap şeklinde yayınlanan basılı eserlerin hiçbir değişiklik ve ekleme yapılmadan aynen internet ortamına aktarılması durumunda Ek Madde 9’daki düzenlemeye ihtiyaç olmadan hem hukuk ve hem de ceza davalarında 5680 sayılı Yasanın uygulanmasının imkan dahilinde olacağını düşünüyorum.Çünkü 5680 sayılı Yasanın 3 üncü maddesinin 2 nci fıkrasına göre;“Basılmış eserlerin herkesin görebileceği veya girebileceği yerlerde gösterilmesi veya asılması veya dağıtılması veya dinletilmesi veya satılması veya satışa arzı (neşir) sayılır.” Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Büyük Lügat’a göre neşir kelimesinin manası;neşretmek,yaymak,bir haberi faşetmek,herkese duyurmak,şayi kılmak,izhar etmektir.İnternetin yaptığı işlerden biri de budur.Maddenin yazılış tarzı hemen 17 nci maddenin değiştirilen yeni halini çağrıştırmakla birlikte,kullanılan kelimeler arasında birebir örtüşme olmadığı görülmektedir.17 nci maddede “...yalan haber,hakaret,sövme ve her türlü fiil...”den bahsedilirken,Ek Madde 9’da “...yalan haber,hakaret ve benzeri fiil...”den söz edilmektedir.Ek Madde 9’da “sövme” kelimesine yer verilmediği gibi, “her türlü fiil” yerine “benzer fiil” kelimeleri kullanılmıştır.Ek Madde 9,doğrudan 5680 sayılı Yasanın 17 nci maddesini telaffuz etmeden tümü ile 5680 sayılı Basın Kanunu hükümlerinin uygulanacağını belirtmektedir ki bu da dikkat çekicidir.Acaba bu bir zuhul eseri midir,yoksa bilinçli olarak yapılan bir düzenleme midir?Ek Madde 9’un da 17 nci maddede olduğu gibi,internet ortamında gerçekleşen yalan haber,hakaret ve benzeri fiillerden doğacak maddi ve manevi zararları karşılama ile ilgili hususları düzenleme gayreti içerisinde olduğu muhakkaktır.Yapılan bir yayın sebebi ile özellikle manevi zararın tazmini için Basın Kanunu’nda bu zararı kısmen de olsa giderici mahiyette olmak üzere 17 inci maddede zikredilen tazminat davası yanında,mevkutelerle ilgili olarak 18 inci maddede zikredilen mahkumiyet kararının yayınlatılması,19 uncu maddede zikredilen cevap ve düzeltme hakkının kullanılması gibi hukuki müesseseler de vardır,acaba Ek Madde 9,kullandığı genel ifade ile 18 inci ve 19 uncu maddelerin de internet ortamında uygulanabileceğini mi söylemek istemektedir?18 inci maddenin uygulanması ile alakalı olarak ; İnternette yapılan bir yayın sebebi ile kişilik haklarına tecavüzde bulunulduğu iddiası ile şikayette bulunan ve yapılan yargılama sonucunda lehine karar alan kişi,bu karara ilişkin kesin hükmün internet ortamında yayınlanmasını ve manevi zararının bu şekilde bir ölçüde giderilmesini talep eder ve bu talebi kabul edilirse bu kesin hükmün internet ortamında yayınlanmamasından kim sorumlu tutulacak,bu karar internet ortamında nasıl yayınlanacaktır?Keza 19 uncu maddede düzenlenen cevap ve düzeltme hakkının kullanılması ile ilgili olarak ; tekzip metninin yayınlanmasına ilişkin karar alan kişinin bu talebi internet ortamında nasıl yerine getirilecek,tekzip metninin yayınlanmamasından kim ya da kimler sorumlu tutulacaktır?Bu konularda bir açıklık olmaması tatbikatçıların farklı uygulamalarına yol açabilecek niteliktedir.



Basın Kanunu,2 nci maddesinde ifade edildiği üzere,”yazılar ve resimler” hakkında uygulanabilir,halbuki Ek Madde 9’da bunların dışında “..işaret,sesli veya sessiz görüntü ve benzerleri...”nden de bahsedilmektedir.Bunlar hakkında Basın Kanunu’nun uygulanması mümkün olmadığı için Ek Madde 9’un 17 nci maddeye ve bu maddenin de Basın Kanunu’ndaki sorumluları belirleyen 16 ncı maddeye yaptığı göndermenin, “işaret,sesli veya sessiz görüntü ve benzerleri...” açısından hiçbir kıymeti yoktur.Zira internet ortamında “işaret,sesli veya sessiz görüntü veya benzerleri” ile yapılan haksız fiillerin sahipleri hakkında Basın Kanunu’nun genel sistematiği içerisinde sorumluları belirlemek ve haklarında uygulama yapmak imkansızdır.İnternete mahsus,bu yayının tekniğine ve şartlarına uygun ayrı bir düzenleme yapmak şarttır.



Ek Madde 9’un,açıkça belirtmemekle birlikte 17 nci maddeye ve bu maddenin de 16 ncı maddeye yaptığı gönderme sebebi ile;internet ortamında aynen yayınlanan mevkuteler,kitaplar ve sair basılı eserler bakımından yazar,sorumlu müdür,yayınlatan (naşir) gibi sıfatları taşıyan kişiler hakkında tazminat davaları açılabilir.Dış alemde gazete,dergi ve kitap olarak somut bir şekilde görüp hissedebildiğimiz,okuduğumuz basılı eserleri internet ortamına aynen aktaran ve bir anlamda teknik bir görev ifa eden insanların bu yayınların içeriklerinden hiçbir şekilde cezai açıdan sorumlu olmamaları gerekir.Zira bu insanlar,dış alemden sanal aleme aktarımını yaptıkları metinlerin içeriklerine vakıf değillerdir.Bu mantıktan hareketle dış alemde aylık dergi olarak basılıp satışa arzedilen bir basılı eserin internet ortamında aynen yayınlandığı bir olayda,içeriği itibari ile suç teşkil eden bir yazı sebebi ile derginin sorumlu müdürü ve yazı sahibi hakkında kamu davası açılmış,dergiyi internet ortamına aktaran kişi ile ilgili herhangi bir işlem yapılmamıştır.Belki bu kişilerin belli olmaması,bu kimseler aleyhine Türk Mahkemelerinde dava açılamaması gibi istisnai durumlarda Basın Kanunu’nun 16 ncı maddesinde olduğu gibi bir sorumluluk sistemi kabul edilebilir ve ancak bu şartların tahakkuku halinde internet ortamına aktaran,içeriğine vakıf olarak kullanıcıların istifadesine sunan kişilerin sorumluluğu cihetine gidilebilir,tabii ki bütün bunlar yasal düzenleme gerektirir.



Dış alemde gazete,dergi,kitap olarak gördüğümüz basılı eserlerin aynen aktarılmaması,fazladan yazılar eklenmesi ve bunlarda da suç teşkil eden ibareler bulunması hali de düzenlenmeye muhtaçtır.Zira bu durumda sorumlu müdür veya yayınlatan kişi; kendisinin ancak gazete,dergi ve kitapta yazılı olan kısımlardan sorumlu tutulabileceğini,bunların dışında ekleme yapılarak internet ortamında yayınlanması durumunda sorumlu olamayacağını savunabilir,bunun haklı bir savunma olduğu şüphesizdir.Bu durumda ekleme yaparak internet ortamına aktaran kişi ya da kişilerin sorumluluğu söz konusudur.



Günümüzde medyada tekelleşme ya da kartelleşme olarak ifade edilen rahatsız edici durumun bir sonucu olarak bir çok basın mensubunun çalıştıkları yayın kuruluşlarından ayrılmak zorunda kaldıkları bilinen bir vakıadır.Bu insanlardan bir kısmı internet ortamında alternatif medya olarak da adlandırılan internet gazeteciliği yapmaktadırlar.Ek Madde 9’un 17 nci maddeye yaptığı gönderme bu gazetecilerin yaptığı yayın faaliyetini düzenlemekten çok uzaktır.Çünkü bu yayın alanında 5680 sayılı Yasa anlamında mevkute sahipliği,sorumlu müdürlük ya da naşirlik sıfatları yoktur.Dolayısı ile bu kişilerin,yaptıkları yayın sırasında tazminat davasına konu teşkil edebilecek bir haksız fiil işlemeleri durumunda Ek Madde 9’un,17 ve 16 ncı maddelerin tatbik kabiliyeti yoktur.



İnternetle ilgili bir düzenleme yapmaya çalıştığı anlaşılan 4756 sayılı Yasanın 14 üncü maddesi ile değiştirilen 3984 sayılı Yasanın 31 inci maddesi üzerinde de durmak gerekir.



31 inci maddenin (Sorumluluk) olan madde başlığı (Program Hizmetinin İçeriği ve Yeni Yayın Tekniklerinin Kullanımı) olarak değiştirilmiş,evvelce iki cümleden ibaret tek bir fıkradan ibaret olan maddeye ikinci fıkra eklenerek;”Her türlü teknoloji ile ve her türlü iletişim ortamında yapılacak yayın ve hizmetlerin usul ve esasları,Haberleşme Yüksek Kurulu’nun belirleyeceği strateji çerçevesinde Üst Kurul’ca tespit edilip,Haberleşme Yüksek Kurulu’nun onayına sunulur.Bu yayın ve hizmetlerin mevzuata uygunluğu Üst Kurul’ca denetlenir.” hükmü getirilmiştir.Fıkra metni içerisinde geçen (her türlü teknoloji),(her türlü iletişim ortamı) tabirlerinin internet yayınlarını da kapsadığı düşünülmekle birlikte 3984 sayılı Yasada hüküm bulunmasına ve geniş maddi olanaklarına rağmen,özel radyo ve televizyonları bütünüyle izleyemeyen Üst Kurul’un, internet yayınlarını nasıl izleyip denetleyeceği merak konusudur.Bir takım müeyyideler içeren 3984 sayılı Yasanın 33 üncü maddesinde bu Kanunda belirtilen esaslara aykırı yayın yapan özel radyo ve televizyon kuruluşlarından bahsedilmekte olup internetten söz edilmemektedir.Bu durumda 33 üncü maddenin önceden tespit edilmiş ilkelere aykırı yayın yapan internet kuruluşlarına uygulanması mümkün görülmediği gibi aynı Yasanın 1 inci maddesi açıkça “Bu Kanunun amacı,radyo ve televizyon yayınlarının düzenlenmesidir.”demekte,internet yayınını çağrıştıran herhangi bir düzenlemeye yer vermemektedir.Zaten internet yayınlarına has herhangi bir yayın ilkesi de tespit edilmiş değildir ki bunlara aykırılık söz konusu olsun.31 inci maddenin ikinci fıkrası ile yapılmak istenilen değişikliğin hangi amaca hizmet ettiği anlaşılamamaktadır.



Business Week isimli Amerikan dergisinin son sayılarından birindeki verilere göre;2000 yılında 650 olan online kumar site sayısı bugün 1500 civarındadır.Yalnız Amerika’da bu yıl 1.5 milyar dolarlık kumar oynanmıştır.Temmuz ayında çocuk pornosu ile ilgili site sayısı 800 olup 150 FBI ajanı bu işi önlemek ve takip etmekle görevlendirilmiştir.ABD Sermaye Piyasası Kurulu,finansal dolandırıcılıkla ilgili günde 500 e-mail şikayeti almaktadır.Fikri ve sınai hak ihlalleri nedeni ile Amerikan bilgisayar yazılımcıları,müzik şirketleri ve film stüdyolarının yıllık zararı 9 milyar dolar civarında olup Amerika’da bu işleri on çete,on bini aşkın web sitesinde yürütmektedir.İnternet ortamında sahte pasaport,kimlik,sürücü ehliyeti belgeleri hazırlayan siteler mevcut olduğu gibi yasak ilaçları temin eden 400’den fazla site mevcuttur,teröristler interneti iletişim,araştırma,yeni üye ve maddi kaynak temini için kullanmaktadırlar.İnternetin karanlık yüzü olarak da adlandırılabilecek olan bu yasa dışı faaliyetler 2002 yılı için ABD’de 36.5 milyar dolarlık büyük bir meblağa ulaşmıştır.



Benzer suçlar bu kadar yoğunlukta olmasa bile ülkemizde de işlenmektedir.Ülkemizde bu alanda yapılmış istatistik veriler içeren bir çalışma bulunmamakla birlikte gerekli önlemlerin alınması ve yapılması zaruri görülen yasal çalışmalara hazırlık teşkil etmesi bakımından bu çalışmanın bir an önce yapılması şarttır.



İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına bu konuda ilk şikayet 1998 yılı içerisinde gelmiş,tanınmış bir politikacı internette kendi adına porno site açıldığı şikayeti ile başvurmuştur.Daha sonraki tarihlerde elektronik postalarla hakaret,bir internet sitesinde bir banka aleyhine yayın yapılması sureti ile 4389 sayılı Bankalar Kanunu’na muhalefet, elektronik posta adresi ve şifresi öğrenilen müşteki tarafından gönderiliyormuş gibi başkalarına elektronik postalarla hakaret ve tehditte bulunulması,bir servis sağlayıcı şirkete ait alışverişle ilgili web sitesinin hack edilmesi,bayan olan müştekinin telefonları,adresi ve kimliğinin,diğer özelliklerinin bir internet sitesinde ilan tarzında verilerek müştekinin telekız ve lezbiyen olarak tanıtılması,böylece yoğun bir telefon trafiği ile karşı karşıya bırakılarak taciz edilmesi,erkek olan müştekinin kimliği,telefonları ve adresinin bir internet sitesinde yayınlanarak homoseksüel olarak tanıtılması ve bayan müşteki olayında olduğu gibi bu ilanın gerçekliğine inanan kişilerin yoğun telefon bombardımanına tabi kılınarak rahatsız edilmesi,bir internet haber sitesinde kamu görevlisine yaptığı görevden dolayı haber verme sınırları aşılarak hakarette bulunulması,bir başka sitede İçişleri Bakanlığının,diğer bir sitede dört ayrı Anayasal kuruluşun tahkir edilmesi,müstehcen yayın yapılması fiillerinin internet aracı kılınarak işlendiği,bu fiillerden yarısından fazlasının hakaret suçlarına ait olduğu gözlenmiştir.Başsavcılığımıza son olarak yetkisizlik kararı ile intikal eden evrakta ise bayan olan müştekinin baş resmi tamamen çıplak bir başka kadının fotoğrafına monte edilerek internet ortamında yayınlanmış,müştekinin kimlik ve adres bilgileri de verilerek her türlü davete açık olduğu izlenimi uyandırılmıştır.İzmir ilinde ikamet eden müşteki, şikayetini bulunduğu yer Savcılığına yapmış,servis sağlayıcı şirketten IP numarasından istifade ile kullanıcının kimlik bilgileri bu Savcılıkça talep edilmiş,bağlantı tarihi ve saatleri bildirilmediği için bilgi verilemeyeceği ifade edilmiş,bu eksiklik bir sonraki müzekkere ile giderilmiş ancak bu defa da servis sağlayıcı şirket, istenilen bilgileri uzun süre muhafaza edemediklerinden bahisle menfi cevap vermiştir.Daha sonra bu evrak servis sağlayıcı şirketin İstanbul’da olduğundan bahisle Başsavcılığımıza gönderilmiş,tetkikinde şirket yetkililerinin sanık sıfatı ile ifadelerinin alınmış olduğu görülmüştür.Konu hakkında bilgi ve tecrübesi bulunmayan kamu görevlileri tarafından bu suçun takibinin mümkün olamayacağını bu evrak bize açıklıkla göstermektedir.Bir defa servis sağlayıcı şirketten bilgi talep edilirken mutlaka IP numarası,bağlantı tarih ve saatleri bildirilmelidir.Hem de bu iş hiçbir gecikmeye mahal verilmeden en seri vasıta ile yapılmalıdır.Elektronik posta,faks veya APS kullanılabilir.Aksi halde servis sağlayıcı şirketler uzun süre bu bilgileri muhafaza etmediklerinden ve kendilerini buna zorlayan yasal bir hüküm de bulunmadığından müsbet cevap vermeyebilirler.Bir servis sağlayıcı şirketten internet bağlantısı satın alan abonenin yaptığı hukuka aykırı bir eylemden dolayı servis sağlayıcı şirketi sorumlu tutmak ceza hukuku açısından mümkün değilken şirket yetkililerinin sanık sıfatı ile ifadelerinin alınması da yanlıştır.Bu olaydaki servis sağlayıcı şirketin durumu ile, abonelerine telefon hizmeti veren ancak onların yaptıkları telefon konuşmaları sırasında işledikleri suçlardan mesul tutulması mümkün olmayan Telekom arasında hiçbir fark yoktur.



Sahte elektronik posta olarak dilimize çevrilebilecek olan fake maillerle internet kullanıcılarının kullanıcı adlarının ve şifrelerinin arzuları hilafına başkaları tarafından çalınması,dialer programları ile kullanıcıların yine kandırılarak haberleri olmadan mevcut dial-up bağlantılarının kesilip ISS numaralarının yurtdışındaki paralı 900’lü hat numaraları ile internete bağlanması sureti ile milyarlarca lira tutarında telefon faturaları ile karşı karşıya bırakılmaları sureti ile mağdur edilmeleri olaylarının bilişim suçunu teşkil ettiği düşünülmekle birlikte Başsavcılığımıza bugüne kadar herhangi bir şikayet vukubulmamıştır.Keza istenilmeyen elektronik postaların düzenli olarak gönderilmesi olarak adlandırılabilecek olan spam olayı ile ilgili müracaat da olmamıştır.Eski başbakana yazar kasa fırlatma olayının faili tarafından Başbakanlığın internet sitesine devamlı olarak gönderilen elektronik postalar sebebi ile bu kişi hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca TCK.nun 547.maddesi uyarınca işlem yapıldığı bilinmektedir.Bu maddeye göre;”Her kim,itidal ve muvazene haricinde veya çirkin ve ayıp görünen sair herhangi bir hal ile başkasını alenen incitir veya huzur ve rahatını ihlal ederse on beş güne kadar hafif hapse veya otuz liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olur.”



2002 yılı için bu para cezasının asgari haddi 54 526 024 liradır,2003 yılı için bu miktara % 59 nisbetindeki yeniden değerleme oranının ilavesi gerekir ki bu takdirde asgari had 86 696 378 liraya yükselir.



Berlin Eyalet Mahkemesi’nin 10.8.2000 tarih,16 O 421/00 sayılı kararına konu teşkil eden olayda,internette ücretsiz piyango oyunu düzenleyen davalı tarafından, web sayfası düzenleyicisi olan davacının e-posta adresine piyango oyununun reklamı gönderilir,davacı ise bundan hoşlanmaz ve davalı şirketi bir daha göndermemesi konusunda uyarır,davacı da bunu kabul ederek bir daha gönderirse cezai şart da ödemeyi kabul eder.Buna rağmen e-postaların gönderilmeye devam edilmesi üzerine davacı mahkemeye müracaatla ihtiyati tedbir kararı alır.30 Haziran tarihli bu ihtiyati tedbir kararına göre “...E-posta yoluyla davacının adresine reklam gönderilmesi için,davacı ya söz konusu mesaja önceden onay vermiş olmalı veya rıza göstereceği tahmin edilebilmelidir.”Eyalet Mahkemesi ihtiyati tedbir kararını onaylamış;davalının e-posta yoluyla reklam göndermekle,davacının genel şahsiyet hakkını ihlal ettiğini,davacının rızası bulunduğu hususunda kanaat oluşturamadığını,oluşturabilseydi bu ihlalin ancak o zaman hukuka uygun olacağını kabul etmiştir.



Bu tür etkinliklerde devamlı dile getirildiği gibi; aslında, internet aracı kılınarak işlenen bilişim suçlarında ve suçun bir iletişim vasıtası olan internetle işlenmesi halinin suçun unsuru ya da ağırlaştırıcı sebebi sayıldığı Türk Ceza Kanunu’ndaki ve diğer özel yasalardaki suçlarla mücadelede o kadar çaresiz değiliz.İnterneti kullanarak suç işleyen kişinin kimliğine ve sayısal ortamdaki verilere ve dolayısı ile delillere ulaşmayı mümkün kılıcı tedbirlerin alınması halinde bu mücadelede daha iyi neticeler alınacağı muhakkaktır.Bu alandaki suçlulukla mücadele ile görevli ve eğitilmiş Devlet örgütlerinin yanısıra özel sektörün de konunun içine çekilmesi ve birlikte hareket edilmesi zaruridir.Hatta bu da yetmez.İnternetin uluslar arası karakteri gözönünde tutularak uluslar arası işbirliği mutlaka sağlanmalıdır.



Bunun için internet yayınının gerçekleştirilmesinde katkıları olan servis sağlayıcı,erişim sağlayıcı,içerik sağlayıcı gibi süjelerin sorumluluk alanları mutlaka bir yasa ile işin tekniği ve uluslar arası yönü de gözden kaçırılmadan belirlenmeli,içerik sağlayıcılar dışında bu alanda suç teşkil eden fiillerden dolayı kimin ya da kimlerin sorumlu olacağı tespit edilmeli, internet ortamında haksız fiil işleyen kişilerin kimlik ve adres bilgilerine,şikayet edilen yayınların içeriğine adli makamların ulaşmasını temin edici hükümler getirilmeli,bu bağlamda servis sağlayıcı şirketlere bu bilgileri bir müddet saklama ve adli makamların talebi halinde verme mükellefiyeti yüklenmelidir.Delillendirmeyi,faile ulaşmayı,diğer bir deyişle fiil ile fail arasındaki irtibatı sağlayıcı hükümler getirilmediği takdirde dünyanın en iyi yasası da kabul edilse sonuca ulaşmanın mümkün olamayacağı gerçeği gözden uzak tutulmamalıdır.Verilerin internet ortamında uzun süre saklanmasının güçlüğü ve büyük mali külfet getireceği dikkate alınarak bu süre ile şikayet ve dava zamanaşımı süreleri kısa tutulabilir.



Bu yasal düzenleme eksikliği sebebi ile Yargıtay 4.H.D., 8.2.2001 tarih,2001/755-1157 sayılı kararıyla ve aşağıdaki gerekçe ile internetteki bir yayının durdurulması ile ilgili mahalli mahkeme kararını bozmak zorunda kalmıştır:



”İnternetteki yayınlar nedeniyle yapılacak işlem konusunda henüz yasal bir düzenleme bulunmamaktadır.Halbuki,mahkeme kararlarının bağlayıcı sonucunun gerçekleşebilmesi için kararın infaz edilebilir olması ve böylece yaptırımının da uygulanması gerekmektedir.Şu aşamada,internette yapılan bir yayının gönderilenler de dahil olmak üzere internetten çıkarılması veya yayının durdurulması konusunda bir yasal düzenleme bulunmamaktadır.Bu bakımdan verilecek kararın infaz edilebilme ve sonuçsuz kalma olgusu tartışılabilecek bir durum arzetmektedir.Bu da yargı kararının etkisiz kalmasını ve böylece tartışılabilir hale gelmesi sonucunu doğurabilir.Bu nedenle buna ilişkin istemin reddine karar verilmesi gerekirken,bunun yerine yazılı olduğu üzere kabul kararı verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.”



Lehinde ve aleyhinde görüşler ileri sürülen bu içtihada aykırı olarak İstanbul 8.Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından 31.7.2002 tarihinde verilen, bir internet sitesindeki belirli bir yayının durdurulmasına ilişkin ihtiyati tedbir kararının,kararda zikredilen o yayın yerine tüm yayının durdurulması şeklinde infaz edildiğini bilgilerinize sunarken içtihatta serdedilen görüşün doğru olup olmadığını takdirlerinize bırakıyorum.



Son olarak sözünü etmek istediğim husus internet bakımından da önem arzeden çocukların cinsel yönden istismarına yönelik çocuk pornografisidir.Bu konuda ülkemizin de taraf olduğu Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 34.maddesindeki yükümlülüğümüzü yerine getirdiğimiz söylenemez.Bu fiil,uluslar arası düzeyde ağır bir suç olarak kabul edilip uzun süreli hapis cezası da dahil olmak üzere ağır yaptırımlarla karşılanırken,ülkemizde genel olarak müstehcen yayınları düzenleyen,müeyyide olarak sadece para cezasını ihtiva eden TCK.nun 426.maddesi hükümleri uygulanmaktadır.Oysa 34.maddeye göre ülkemiz bu tür faaliyetlerin engellenmesi amacı ile ulusal düzeyde ve çok taraflı ilişkilerde her türlü önlemi alma mükellefiyeti altındadır.Avrupa Konseyi’nin 19 Eylül 2001 tarihinde siber suçlarla ilgili olarak hazırladığı Siber Suç Sözleşmesi Taslağı’nın 9.maddesi “Çocuk pornografisi ile ilişkili suçlar” konusunu düzenlemektedir.Henüz bu Sözleşme Türkiye tarafından kabul edilmemekle birlikte bu maddede ortaya konulan esaslardan da yararlanarak çocuk pornografisi ile ilgili,ağır müeyyideler içeren düzenleme yapılması gerekir.





YARARLANILAN KAYNAKLAR:



1-Türk Ceza Kanunu Tasarısı (2000)

2-Bilgisayar Suçları-Dr.R.Yılmaz Yazıcıoğlu-ALFA 1997

3-E-Akademi Mart 2002 Yrd.Doç.Dr.Murat Doğan’a ait Berlin Eyalet Mahkemesi kararı çevirisi

Bilgisayar Suçlarının Getirdikleri ve Üzeyir Garih Cinayeti

Bilal ŞEN*

Yerküre üzerinde yaşayan tüm insanlığın, teknolojinin gelişmesine paralel olarak bir değişim ve dönüşüm yaşadığı aşikardır. İnsanoğlu; tüm tarihi boyunca bilgi ve deneyimlerini diğer insanlarla paylaşmak, onlara kendi görüş ve düşüncelerini ulaştırma arayışında olmuştur. Bu arayış içinde bilgisayarı keşfet­mekle kalmamış, bilgisayarı iletişim teknolojisi­nin de katkısıyla tek başına bir araç olmaktan çıkararak interneti keşfetmiştir. Sanal dünyanın temelini oluşturan internet, artık yeni bin yıla damgasını vuran bir yaşam biçimine dönüşmüş­tür.[1] Bu değişim geleneksel temalarımıza dahi etki ederek bedduaları “gece yarısı cd-romun bozulsun veya chat yaparken misafir gelsin” şekillerine dönüştürmüştür.


Akademik çalışmalarda “yeni medyalar” adlandırmasıyla bahsedilen yeni iletişim araçları sanal ortamdaki yetenekleri sayesinde, gerçek hayatta çok ciddi etkiler getirdi. Bu etkiler öyle bir hal aldı ki Kolombiya örneğindeki gibi web sayfaları aracılığı ile bir hükümet devrilebilir hale gelmiştir.[2]
İnsan hayatına dair her şeyi; internet, cep telefonları, uydu teknolojisi sayesinde kolaylaştı­ran teknoloji, suç işlemeyi de kolaylaştırmıştır. Bilişim suçları, siber suçlar, internet suçları, multimedya suçları, bilgisayar bağlantılı suçlar gibi onlarca tanımı olan suçlar, teknolojinin sosyal hayatımıza girdiği oranda hayatı tehdit etmekte ve teknolojinin kullanım alanının çoğaldığı oranda siber suçların artması kaçınılmaz gözükmektedir.[3]
Bilişim Teknolojisinin Hukuka Etkileri
İnternetin; “gerçekliğin bir yansıması olan sanal dünya” olduğu varsayımı hepimizce üzerinde fazla düşünmeden kabul edilmiştir. Ancak internetin ve ilişkili teknolojilerin işlevlerine, tüm sosyal hayatıyla “insan” girince, haklar ve sorumluluklar beraberinde girer. Yani internet maddesel olarak sanal, ancak işlevsel olarak gerçektir. Ve işlevlerinden dolayı hukuk karşısında sorumlu tutulmalıdır.
İnternet ve eklentileri üzerinde işlenen suçlara en yaygın tanımlamasıyla “bilişim suçları” diyoruz”. Bilişim suçları ile polisiye anlamda mücadele, uzmanlık gerektiren bir alan olarak “elektronik izleri” takip ederek gerçekleştirilebi­lecek olsa da hukuki alanda çok ciddi problemler bizleri beklemektedir. Yapılacak hukuki çalışmalarda mevcut TCK’ya sadece bilişim suçlarını ekleyerek, suçları ve cezalarını tanımlamak yeterli olmayacaktır. Ceza hukukunun temel kavramlarından olan, mütemadi, müteselsil, meşhud suç, kasdı aşan suçlar, canavarca his, örf adet hukuku, suçun yeri, suçun işlendiği yer mahkemesi, suçun zamanı gibi bir çok kavramın ayrıntıları bu suçlara özel olarak tekrar ele alınması gerekiyor. Çünkü dijital ortamdaki suçlarda; bu kavramları fiilin içinden ayıklayıp işleme koymak epey zor görünüyor. Suçun işlendiği yer neresidir? sorusuyla problematiği çok iyi aktaran Avukat Haluk İNANICI’nın aşağıdaki örneğini incelemek ne anlatmak istendiğimizi daha iyi açıklayacaktır.
İstanbul’da yaşayan bir failin, evindeki bilgisayarı aracılığı ile, New York şehrinde bulunan bir bankanın “bilişim sistemine” tüm koruma önlemlerini aşarak girebildiğini düşünelim.[4] New York’ta bulunan bankada bir kişi de fiile yardım etsin. Bu şahıs, bir banka memuru gibi hayali bir havale işlemi emri versin. Bankada hesabı bulunan bir şahsın hesabından 1 milyon Dolar miktarında parayı İsviçre’de bulunan bir şahsın banka hesabına transfer etsin. İsviçre’deki bankanın da sistemine de girip, bu şahsın adına yatan parayı, yine bu şahsın haberi olmadan, Fransa’da bulunan kendi hesabına transfer etsin. Parayı buradan çekip İtalya’ya gitsin.[5]
< ![endif]-->Yukarıdaki örneğe ilişkin olarak Türk hukuk sistemi bugün için genel ilke olarak suçun işlendiği yerdeki mahkemelerine yetki vermektedir. Bu yer bilinmediği hallerde, yargı yeri yedek kurallarla belirlenmektedir. Bu tür kurallara ihtiyaç olduğu da açıktır, çünkü ceza yargılamasında, fiili yargılayacak mahkeme bulunmadığı için yargılamayı yapamamak hiçbir şekilde söz konusu olamaz. Peki örnekteki gibi bir suçu kim nerede hangi mevzuata göre yargılayacak?
Görüleceği üzere küreselleşmenin hızına hız katan internet, kendisi aracılığı ile işlenen suçlarla mücadele için gene küresel mücadele gerektiriyor. Uçak kaçırmayı bütün ülkeler suç olarak kabul eder ve bu suçun faillerine siyasi sığınma hakkı verilmez. Aynı bu seviyede düzenlenecek uluslar arası bilişim suçları yasalarının yürürlüğe konulması gerekmektedir ve Avrupa Komisyonu bünyesinde 23 Kasım 2001’de Budepeşte’de düzenlenen Siber Suçlar Uluslararası Konferansı’nda imzaya açılan “Siber Suçlar Sözleşmesi” bunun ilk basamağıdır.
Siber Dünyanın Yaramaz Çocukları, Hackerlar
İzinsiz bilgisayarlara giren, içlerinden bilgi çalan, web sitelerini göçeren, sanal savaşlar çıkartan kişilere “hacker” denildiğini hepimiz biliyoruz. Ancak tarihteki ilk bilgisayar suçu ne zaman işlendiğini biliyor muyuz? Bir bilgisayarı içeren ilk suçun ne zaman meydana geldiğini belirlemek oldukça zordur. Bilgisayar Milattan önce 3500 yıllarında Japonya, Çin ve Hindistan’da bulunan, elle hareket edebilir sayaçları kullanarak hesap yapmaya yarayan abacustan beri çeşitli biçimlere girmiştir. 1801 de kar amaçlı girişimler Fransa’da bir tekstil üreticisi olan Joseph Jacquard’ı bilgisayar kartının ön modelini dizayn etmeye teşvik etti. Bu alet özel fabrikaların dokuma aşamalarında tekrarlama yapmayı sağladı. Jacquard’ın işçileri geleneksel iş ve yaşam standartlarını tehdit eden bu aleti sabote ederek, Bay Jacquard’ı başka bir yeni teknoloji kullanmaması için gözünü korkuttular. Böylece bilinen ilk bilgisayar suçu işlenmiş oldu.[6] J
Sanal dünyanın yaramaz çocukları Hackerlar genelde hasta ruhlu ve asosyal suçlular olarak görülür. Peki hackerlara illa suçlu gözü ile mi bakmak gereklidir? Günümüze kadar suçlu grubunda yer almayan binlerce insan, artık bilişim teknolojisi marifetiyle suç işler hale gelmiştir, çünkü Dr. Mehmet ÖZCAN’ın da belirttiği gibi hayatı kolaylaştıran teknoloji suç işlemeyi de kolaylaştırmaktadır. Bu tip suçları işleyenler arasında yaptıklarının suç olup olmadığını bilmeyen veya düşünmeyen sadece bilinmezin, ulaşılmazın büyüsüne kendini kaptırmış ama eylemleri çok derin hasarlar bırakan çocuk yaşta binlerce insan vardır. Teknoloji sadece suç işleme alanlarını kolaylaştırmakla kalmayıp, aynı zamanda suçları gizleme konusunda da bir takım imkanlar sunmaktadır.
Bu suçları işleyenlerin ise diğer suçlulardan farklı olarak, okumuş, iyi eğitim almış kişilerden oluşması da dikkat çekicidir. Bu güne kadar suç işlememiş binlerce insan, merak ve kendilerini ispat edebilmek için oturdukları yerden, gene internetten öğrendikleri bilgilerle[7] suç işler duruma gelmişlerdir. Örneğin; tüm dünyaya kafa tutan Linux’un babası Linus Torwalds’da zamanında bir hacker idi. Torwalds’ın yarattığı Linux daha sonra windows işletim sistemine alternatif olarak çıkan ve yazılımı kullanıcılarının geliştirdikleri bir devin babası oldu. Günümüzün bir çok güvenlik uzmanı da zaten bir dönemin hackerları idi.
Hackerler hack etme amacına göre “beyaz hacker” ve “siyah hacker” olarak ikiye ayrılmaktadır. Hack fiilini ekonomik gelir amacıyla gerçekleştirenler “siyah hacker, herhangi bir ekonomik kazanç elde etme gayesi olmadan sadece kabadayılık, kendini ispatlama veya bilinmezi keşfetme gibi amaçlarla gerçekleştirilenlere ‘beyaz hacker’ diyoruz. Bizce hackerleri niyet ve amaçlarına göre değerlendir­mek gereklidir.
Bir virüs yazarının aşağıdaki sözü çocukça, ama aslında yaratıcı bir zeka ve dehşet bir motivasyon göstermiyor mu? “Bir tanesini ürettiğinde harikulade bir şeyin gerçekleşmiş olduğunu hissedersin. Yaşayan bir şey yaratmışsındır. Onun nereye gideceğini ya da ne yapacağını bilmezsin, ama yaşayacağını bilirsin”[8] Hangimiz yaptığımız iş için bu denli heyecan duyuyoruz? Doğru şekilde yönlendirilebilen bu yetenekler neden Gates’lerin tahtını devirip kendileri oturmasın?
Türkçe’de “internette dolaşmak” veya “internette sörf yapmak” gibi terimlerin karşılığı olan internette sayfalar arasında dolaşma fiili, İngilizce’de deniz yolu ile keşfetmek anlamına gelen “navigate” kelimesi ile karşılanır. Türkçe’de karada eşkıyalık yapanlara “korsan” terimi kullanılmazken, deniz eşkıyalarını tanımlamak için korsan terimi kullanılır. İnternetteki eşkiyalara da ‘bilgisayar korsanı’ denilmesinin internetin de bir deniz olduğu çağrışımdan geldiği zannedilmektedir. Hem de sık sık yolcularını ıslak sularının içinde boğan bir deniz.
Hack olayları zannedildiği gibi bilgisayarların yaygınlaşmaya başladığı 1980’li yıllarda değil, henüz bilgisayarların emeklemekte olduğu 1950’li yıllarda başlamıştır. Tasarlamaktan çok kazara başlayan bu süreç bilgisayarlarla değil telefonlar aracılığı ile başladı. “Freak”, ”phone” ve “free” kelimeleriyle bir sözcük oyunu olarak nam salan “phreaking” ilk başladığında ABD Bell Telephone telefon sistemini uzun mesafeli bedava telefon aramaları için işletmekten öte bir amacı yoktu.[9] Birkaç yıl içinde telefon sistemi içinde daha derinlere bakmaya başlayan phreakerlar Bell içinde elektronik geçitler ve ve gizli bölümlerden oluşan bir labirent bulundu­ğunu öğrendiler ve bu bilinmeyen arazinin haritasını çıkardılar. Hele 1954’de Bell Teknik Sistem Dergisinin yurt içi uzun mesafe aramalarını yönlendirmeye ve ücret belirlemeye yarayan elektronik sinyalleri anlatan bir makale yayınlaması işin içine tuz biber ekti. İşin garip tarafı aynı dergi 1960 Kasım ayında ise numaraların frekanslarını tarif eden bir makale daha yayınlandı. Dergi yalnız Bell’in teknik personeli için çıkıyordu ancak aboneleri arasında okul kütüphanelerinin olduğu unutulmuştu. Yapılan hata anlaşılınca dergi toplatılmaya çalışıldı. Ama dergiler özellikle mühendislik öğrencileri tarafından inanılmaz bir hızla çoktan fotokopilenmişti bile. Numara frekanslarının sistemdeki onay tonlamalarının bir müzik aleti veya ıslıkla çıkartılabildiği anlaşılınca ücretsiz olarak bir yeri aramak için sadece bu tonları çıkaracak bir aleti telefonun ahizesine dayamak yetiyordu. İlk ıslıkla arama 1971’de, John Draper isimli bir Vietnam gazisi, Cap’n’Crunch (mısır gevreği markası) kutusundan çıkan promosyon düdüklerin 2600 MHz tonda ses çıkarttığını fark etmesiyle ortaya çıktı. O dönemde bedava telefon görüşmesi yapmak için gereken frekansı ağzıyla çıkarabilenler hatta istediği numaraları bile kodlayabilenler vardı.[10]
Bir çok insan hack faaliyetlerinin etkin olarak yakın zamanda yaygınlaştığını zannetmesine rağmen özellikle Amerika’da bu suçların tarihi epey eskilere dayanıyor. Hatta bu suçlar öylesine arttı ki 1983 yılında konusu Hackerlik olan bir film bile çevrildi. War Games (Savaş Oyunları) adlı film, hacker’lığı farklı bir cepheden ele alarak izleyicileri hacker’ların her bilgisayar sistemine girebileceği konusunda uyarıyordu ama sadece görmek isteyenlere.[11]
İlk adımlarını yukarıda aktardığımız hackerlik faaliyetleri, yer altı örgütleri gibi adım adım gelişme göstermiş ve ülkelerin, firmaların ekonomilerini tehdit eder hatta cinayet aracı olarak bile kullanılır hale gelmiştir. James Clay’in anlattığına göre ABD’nin Kaliforniya eyaletinde bilgisayarla bir cinayet işlenmiş. Kurban, bir hastanede tedavi gören bir hasta. Katil, bilgisayar yoluyla hastanenin sistemine giriyor ve kurbana verilen ilaçların listesini saptıyor. Değiştirilen listeyle kurbanı öldürecek ilaçlar ve dozajlar sisteme kaydediliyor. Hasta anında ölüyor ve cinayeti işleyenden ortada ne bir isim ne de bir iz kalıyor.[12]
İnternet dünyasının en meşhur yaramaz çocuğu şüphesiz “Condor” takma adıyla tanınan bilgisayar korsanı Kevin MITNICK’tir. Kevin ilk olarak 1988’de savcılıkça adı açıklanmayan (Digital Equipment Company) bir bilgisayar firmasının ana bilgisayarına girdi.[13] Yakalandı ve 1 yıl hapis cezasına mahkum oldu. 1995 Şubatında Kevin Mitnick tekrar tutuklandı. Bu sefer FBI onu 20 bin kredi kartı çalmakla suçladı. Daha sonra çalınmış cep telefonu numaralarını kullanması nedeniyle dava açıldı. Davası 1999 Ocak ayında görülmesi planlanmış olmasına karşın, mahkeme onu kefaletle serbest bırakmama kararı aldı ve hapisteyken lehine delil toplamak için olsa bile bilgisayar kullanmasını yasakladı. Çünkü Kevin hapise girdikten sonra bir çok hacker grubu ve yandaşları Kevin’i özgürlüğüne kavuşturacak bir kurtarma harekatı başlattı. Bu harekatın liderliğini hackerlik konusunda dünyanın en ünlü dergisini çıkaran “2600 Grubu”nun çektiği bir ekip yaptı. “Free Kevin” yapıştırmalarıyla dikkat çeken harekat, mahkeme tarafından da dikkate alındı ve toplumun duyarlılığına paralel olarak Kevin davasının örnek olacağı korkusuyla davayı derinleştirdi ve şartlı tahliye kararı kaldırıldı ve ibret olması için basınla görüşmesi yasaklandı. 2000 yılının başlarında Kevin serbest bırakıldı ancak bu filmlerde izlediğimiz gibi şartlı serbest salıvermelere pek benzemiyordu. Kevin’in 20 Ocak 2003 yılına kadar bilgisayar kullanması, cep telefonu sahibi olması ve benzeri bilgisayar ürünlerini kullanması yasak. Ayrıca mahkeme aldığı kararla internet ve bilgisayara bağlı tüm aygıtları kullanmasını da yasaklamış. Kevin’in ABD’nin 25 numaralı bilgisayar güvenlik ve kullanım yasası gereğince giriş şifrelerini yasa dışı kullanmakla suçlanıyor.[14]
Kevin MITNICK gerçekten en büyük hacker mıydı bilinmez ama biz böyle olmadığını düşünüyoruz. Çünkü; bilgisayar yer altı dünyasında hep söylenen şu söz MITNICK’in konumuna gölge düşürüyor “İyi bir hacker’san, ismini herkes bilir. Ama büyük bir hacker’san kimse kim olduğunu bilmez”.
Bu güne kadar Türkiye’de TCK 525. maddele­rine istinaden çok kişi ceza aldı. Bunların çoğu işlenen suçun içinde bilişim araçları bulundu­ğundan ilgili mahkemelerce bilişim suçu olarak nitelenen, ancak mahkemelerin aldığı kararların büyük bölümünün Yargıtay’ca bozulduğu davalardır. Türkiye’de hack fiilini tam olarak gerçekleştirerek ceza alan ilk hacker İzmir’li Tamer Şahin’dir. Aralarında Süperonline ve Osmanlı Bankası´nın da bulunduğu 4 şirketin güvenlik sistemini aşarak güvenlik sistemlerini ve siteyi çökerten 20 yaşındaki Tamer Şahin, bu suçlardan İzmir 1. Asliye Ceza Mahkemesi´nde yargılandı. Mahkeme, Şahin´in TCK´nin 525/B maddesine göre, “Bilgileri otomatik isleme tabi tutulmuş bir sistemi veya verileri kısmen ya da tamamen bozmak” suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırdı. Daha sonra Şahin´in cezasının ertelenmesine karar verildi. Bu arada hacker´lığıyla bir anda parlayan Şahin, bilgisayar devi Microsoft´tan aldığı teklif üzerine İstanbul´da seminer vermeye başladı. Ayrıca yaptığı işler arasında çeşitli şirketlerin web sitelerine saldırılar yaparak sitenin güvenliğini test etmek de bulunuyor. Bu iş için aldığı ücret ise 3500 dolar.[15] Aynı yöntemle özellikle Amerika’da bazı şirketler veya güvenlik yazılım şirketleri hackerler için yarışma açıyor ve güvenlik sistemini aşanlar hemen şirket bünyesinde yüksek gelirle güvenlik elemanı olarak istihdam ediliyorlar.[16]
Güvenlik Tartışmaları
< ![endif]-->İnternetteki güvenlik tartışmalarını ve tehlikeleri konusundaki problemleri duyan bir takım kullanıcılar veya işin teknik boyutunu tam olarak bilmeyenler “kurum ve kişilerin önemli bilgilerini dışa (internete, modeme vs) bağlı bir sistemde bulundurmasınlar” gibi bir çözüm önerisi sunabilirler. Ancak kurumsal, kişisel bilgisayar ağlarının Internet’e açılan kapısını kapalı tutmak, söz konusu değil. Çünkü kapıyı kapattığınız zaman, iş yapma olanağını da toptan ortadan kaldırıyor­sunuz. Örneğin internet bankacılığı yapmak istiyorsanız müşterilerinizin hesap bilgilerini internete bağlı olan bilgisayar sistemlerine yüklemek durumundasınız, yoksa internet devriminden söz etmeniz imkansızlaşır. Bu nedenle, hem kapıyı her zaman açık tutabileceği­niz hem de kötü niyetli kişilere erişime fırsat vermeyeceğiniz yeni bir güvenlik düzenine gereksiniminiz var.[17]
Sanal ortadaki güvenlik en az gerçek hayattaki kadar zor. Çünkü güvenlik yapısı gereği en zayıf halkası kadar sağlamdır. Sisteminiz kale kadar sağlam bir sistem olabilir ancak ihmal edilecek, unutulacak bir unsur tüm masrafı ve sistemin çöpe atılması demektir. Gözden kaçan ufacık bir nokta (örnek olarak bir router’in ya da bir printer’in üzerinde bulunan http sunucusunun şifresi) tüm sistemi tehlike altına atmaya yetecektir. İkinci olarak güvenlik sistemi kurma konusunda kime güveneceksiniz sorusuna cevap vermeniz gerekir. Kurum veya kişi güvenliği için tutulan bodyguardlar, ancak müşterinin izin verdiği kadar bilgiye veya donanıma sahip olacaktır. Ancak elektronik güvenliğinizi teslim ettiğiniz kişilerin kendileri için zaten sizin için çok karmaşık olan sistemde daha sonra kullanabilmek için açık kapı bırakmayacağını nasıl bilebilirsiniz. Diyelim ki güvenlik sisteminizi Bill Gates kuruyor. Bill GATES’in bankanızın hesaplarına girip para çalmaya kalkıştığında ne yapabileceksiniz?[18] Ayrıca “kusursuz bir güvenlik duvarı kurduk işimiz bitti” deme hakkınız yok. Çünkü yeni gelişen teknoloji, sizin eskide kalan güvenlik duvarınızı açabilecek yollar bulabilir. Buradan “güvenliğin bir çözüm olmayıp bir süreç” olduğu çıkarsama­sının görülmesi gereklidir.
Bilgisayar güvenliği konusunda tartışma konusu olan diğer bir konu ise “security by obscurity” ilkesidir. Bu ilke hiç konuşmazsanız her şey iyi olur, saklanırsanız belki saldırganlar sizi bulamayacaklardır ve teknoloji çok karmaşık olduğu için güvendesiniz, gibi prensiplere sahiptir. Güvenlik endişelerinin ilk ortaya çıktığı zamanlarda uygulanan bu ilkenin gün geçtikçe çok yanlış olduğu anlaşıldı. Zira sizin güvenlik konusunda her şeyi saklamaya çalışmanız ya da göz ardı etmeniz bir şeyi değiştirmez, crackerlar sahip oldukları bilgilerle kendi aralarında zaten top oynamaktadırlar! Daha sonra güvenlik alanında her şeyin açık olması ilkesi benimsendi. Bu ilkeye göre cracker’lar zaten kendi aralarında sistem açıklarını bulup tartıştıklarına göre, sistemleri korumak isteyen güvenlik uzmanları da buldukları tüm bilgileri açık olarak herkese yaymalıdırlar prensibi benimsenmiştir. Aslında bu iki uç nokta hala tartışma konusudur, bazı güvenlik uzmanları sistemlerde bulunan güvenlik açıklarının hiç bir şekilde yayınlanmaması gerektiğini savunurken, bazıları ise güvenlik konusunda her şeyin açık olması fikrini savunmaktadırlar. Onlar tartışa dursunlar, güvenlik dünyasında şu anda uygulanan ya da uygulanmaya çalışılan, daha bu yılın ortalarında ortaya sürülen, iki ilkenin de kombinasyonu sayılabilecek yeni ilkeye bakalım. Bu ilke internet güvenliğinde en önemli rapor merkezi olarak bilinen CERT/CC Coordination Center tarafından uygulamaya başlanmıştır. (CERT/CC http://www.cert.org güvenlik alanında bulunan ve onaylanan sistem açıklarının takip edilebile­ceği bir sitedir) Bu karma ilkeye göre bulunan açıkların detayları ilk olarak kullanıcılara duyurulmak yerine açık bulunan sistem üreticisine iletilmektedir ve gerekli yamaların ve güncellemelerin hazırlanması için üreticilere zaman tanınmaktadır. Bu zaman dolduktan sonra ilgili açık tüm herkese yayınlanmaktadır. Buradaki amaç, bir ya da bir kaç cracker tarafından bilinen bu açıkların diğer tüm crackerlar tarafından da öğrenilme şansını azaltmak ve gerekli yamaların hazırlanmasını bekleyerek kullanıcılara bu açıkları öğrendikleri anda kapatabilme şansını tanımaktır.[19]
Bilgisayar sisteminde kullanacağınız yazımların (örneğin bir muhasebe, eğitim hatta güvenlik için kurulan bir ateş duvarı programı) aynı zamanda bir istihbarat programı olmadığını nasıl bilebiliriz. İnternet ve Bilişim Suçları Şube Müdürlüğünde görevli Semih DOKURER’in de belirttiğine göre bilgisayarlarda masumca kurduğumuz çeşitli programlar, görünen işlevlerinden başka üretici firmasına, kurulduğu bilgisayardaki bilgileri göndererek casusluk yapabilmektedirler.[20] Bu şüpheden yola çıkarak aklımıza Microsoft gibi bir dev (Gates’in kişisel serveti 45 az gelişmiş ülkenin toplam yıllık gelirine denk geliyor[21]) Türkiye dahil tüm dünyada neden korsan yazılım kullanımına göz yumuyor sorusu geliyor. BSA ( Business Software Alience) gibi bir takım organizasyonlar korsan yazılım kullanımıyla mücadele etseler de, bunun etkin bir mücadele olmadığını BSA dahil hepimiz biliyoruz. Bunun iki sebebinin olabileceğini düşünüyoruz. Birincisi; Microsoft ürünlerinde tekel oluşturmak, ikincisi ise casusluk amaçlı kullanım için istihbarat ağını geniş tutmak olabilir. Zaten internet explorer’daki açıklar ve ne işe yaradığı bilinmeyen bir kod numarası uzun zamandır her yerde dile getirilmektedir.[22] Microsoft’un bahsettiğimiz şifre kodlarını istihbarat amaçlı kullandığından şüphelenen Rusya haber alma örgütlerinde microsoft ürünlerini kullanmayı yasaklamış, Fransa ise bu kod numarasını incelemeye almıştır.
Bilişim Teknolojisinin Suçların Soruşturmasında Kullanımı
Bilişim ve internet teknolojisi devletin işlevlerinin sanal ortamda yürütülmeye başlamasıyla “elektronik devlet” kavramını ortaya çıkarmıştır. Türkiye günümüzde sıkça telaffuz edilen e-devlet uygulamalarında diğer ülkelere kıyasla çok gerilerde kalmıştır. Taylor Nelson Sofres tarafından 27 ülkede gerçekleşti­rilen e-devlet araştırmasına göre, Türkiye internet üzerinden kamusal hizmetlerin kullanımında %3 ile Endonezya ve Rusya ile birlikte sonunculuğu paylaşıyor.[23] Günümüz için her ne kadar çok iyimser bir tabloya sahip olmasak da Türkiye’de de bir gün tam teşekküllü olarak e-devlet uygulamalarının hayata geçmesi kaçınılmazdır.
Kısaca e-devlet dediğimiz uygulama bütün fonksiyonlarıyla hayata geçtiği zaman devletin, polisin etkinliği artacak, dürüst vatandaşların hakkı daha fazla korunabilecektir.[24] Elektronik devlet, yönetilenlerin, birey statüsünden vatandaş sürecine geçişini hızlandıracaktır. Bu alanda gerekli önlemlerin alınması, bireyin yarar ve çıkarını daha fazla öne çıkaracaktır.[25] Çünkü suçun önlenebildiği ve hukuki sistemin çağın gereklerine göre hazırlandığı takdirde bürokrasi azalacak, bireyler haklarını daha kolay arayabilecektir. Ayrıca suçlulara müsaade edilenden fazla, devlet imkanlarını (çoğu zaman özel sektörün de) kullanma hakkı tanınmayacaktır. Örneğin taksitle çamaşır makinesi almak isteyen bir vatandaş, firma tarafından gerekli bilgileri alındıktan sonra yeterince güvenilir olup olmadığını anlamak için ilgili veri tabanlarına ulaşacak ve eğer bu veri tabanlarında, vergi ödemelerimizde aksaklık, suç işlemiş olmak, yükümlülük yerine getirmemiş olmak (askerlik vb) veya ekonomik durumumu­zun makine satın alabilecek kadar iyi olmadığı göründüğü takdirde dükkandan elimiz boş çıkacağız.
Her ay kapımıza kadar memur göndererek doğal gaz, elektrik ve su sayaçlarımızı okuyan ve bu okuma neticesinde fatura gönderen kurumlar elektronik okumaya geçecek veya firari suçluların bu hizmetlerden yararlanması engellenebildiği gibi, aranan bir kişinin evinde olup olmadığı elektrik düğmesine basar basmaz belli olacaktır. Hatta bu yöntem ile nüfus sayımı, bile yapılabilecektir.
Bilgisayar ortamındaki verilerin eşleştirme yöntemi; suçların araştırmasında polise en çok yardımcı olan yöntemlerden birisidir. Bilgisayar eşleştirmeye en iyi örneklerden birisi Ameri­ka’da gerçekleştirilmiş. Amerika’da Amerikan Sivil Servis Komisyonu çalışanlar hakkındaki yolsuzlukları bulmak için aile yardımı alanların kayıtlarını eşleştirdi. Bu eşleştirmede amaç Medicare ve Medicaid sağlık sig+ortası programlarından aynı anda yararlanıp yararlan­madığını tespit etmekti. Bu gayeyle 3 birimin ilgili dosyaları bilgisayarla eşleştirildi ve yolsuzluk yapanlar ortaya çıktı.[26]
Telsim’in Genel Müdür Yardımcısı Oğuz Özcü’nün belirttiğine göre GSM kullanıcılarının yer tespiti “il ve ilçe olarak” baz istasyonları saptanarak yapılmaktadır. Hatta ve ünlü dolandırıcılık davası sanığı Selçuk Parsadan’ın ele geçirilmesinde de “tagging” adı verilen bu yöntemin kullanılmış. Aynı yöntem geçmişe yönelik soruşturmalarda da kullanılabilir. [27] Bu sistem sayesinde polis, örneğin bir cinayet sanığının telefonunun cinayet tarih ve saatinde, cinayet mahallinde bulunup bulunmadığını geçmiş loglara ulaşıp delil olarak kullanabilecek. Ayrıca kredi kartları harcamaları da bilineceği üzere tarih ve saat olarak bankanın bilişim sistemine kaydediliyor. Bu kayıtlarda suç soruşturmasında delil olarak kullanılabilir.[28]
Üzeyir Garih Cinayeti Soruşturması Örneği
< ![endif]-->Bilişim teknolojisi sayesinde suç önleme anlamında yapılabilecekler aynen bilişim suçları gibi sınır tanımıyor. Bir çok kişinin izlediği ve sinemalarda gösterildiği dönemde (1999 yılının ilk ayları) KOM Daire Başkanlığı bünyesindeki TADOC Müdürlüğünün düzenlediği Kaçakçılık ve Organize Suçlar Temel Eğitim kurslarında ders olarak da izlettirilen Devlet Düşmanı (Enemy Of The State) isimli filimde bilgisayar-uydu ve telefon teknolojisi sayesinde gerçekleşti­rilen istihbarat, izleme-takip izleyenleri şaşkına çevirmişti. Kanal 6′daki Strateji Programında filmdeki teknoloji tartışılmış ve Koç grubu strateji danışmanı olan Şeref OĞUZ’a filimdekilerin gerçek olup olamayacağı sorulmuştur. Şeref OĞUZ filimde gösterilen teknolojinin en az 5 yıl eski olduğunu ve cebinden çıkardığı “iridium” bir cep telefonu ile masadaki bir “power-book”u göstererek “şimdi bunlar yeterlidir” demiştir.[29] Adı geçen filmde bir istihbarat örgütü peşine düştükleri bir şahsı yakalayabilmek için klasik elektronik takip araçlarının yanısıra uzaydaki uyduları bu kişiyi takip etmek için etkin olarak kullanmaktadır.
Filmi izleyenler bilecektir eğer ki filimdekiler hele Şeref OĞUZ’un söyledikleri gerçekse George ORWELL’ın 1948 yılında kaleme aldığı “1984″ isimli kara ütopyasının[30] tam hayata geçtiği zamanlarda yaşamaya başladık demektir. Devlet düşmanı filmindeki kadar olmasa da geçenlerde tüm kamuoyunca bildik bir sanığın takibi, polis ve medya!!!! tarafından bilişim teknolojisini kullanarak gerçekleştirdi. Çoğu kimsenin farkına varmadığı bu takibi incelemek basit imkanlarla bile neler yapılabileceğini ortaya koyuyor.
Tüm Türkiye nefesini tutarak Üzeyir Garih cinayetinin zanlısı olarak aranan Yener YERMEZ’in polis ve medyanın gerçekleştirdiği amansız takibini izledi. Ancak bu kovalamaca da dikkat çeken ve yazımıza da konu olma sebebi, bilişim teknolojisinin polis tarafından etkin olarak kullanılmasıydı.
Sürek avının ilk başında sanığı yakalayabilmek için polisin elindeki en büyük koz Garih’in kayıp cep telefonuydu. Şimdi sanığın sıcak takibinin yapıldığı günlerde yayınlanan Milliyet ve Star gazetelerindeki bilgileri takip ederek neler yapıldığına bir göz atalım.
Garih’in telefonu en son cinayet günü akşamı bir kere kullanılmış.[31] Bunun üzerine yapılan teknik incelemede yollar Hasdal kışlasında askerliğini yapmakta olan bir ere çıktı. Polis şimdi bu askerin peşinde. Telefonun kartını değiştirip kullanıma sunan kişi ya katilin kendisi, ya da onu tanıyan bir başka kişi. Yaptıkları işlem olayla ilgili yeterli profesyonellikte olmadıklarını gösteriyor. Bu Garih cinayetinin katillerini ve olayın nedenlerini siyasi boyutlardan çok çok uzaklaştırıyor. Şimdi askerin sorgusu ve telefonun izi bizi katile kadar götürebilir. Soruşturmayı serin kanlı tutmakta ve değerlendirmeleri sonuçlara göre yapmakta fayda var.[32]
Aynı gazete ve tarihte Eko Gündem isimli köşesinde yazan Meral TAMER ise katilin iyi eğitimli olduğunu savunur. Çünkü TAMER’in verdiği bilgilere göre cep telefon cinayetten sonra 3 saat kadar açık tutulmuş ve Sirkeci Eminönü civarında dolaşmış, sonradan en ufak bir kanıt bırakmadan kayboluvermiş. Yazara göre telefonun Sirkeci-Eminönü civarında dolaştırıl­ması ise bir aldatmacaymış.
Kartı çıkarılıp atılan cep telefonunun yerinin nasıl tespit edildiği ise 29 Ağustos 2001 tarihli Star gazetesinin 1. sayfasında ayrıntılı olarak anlatılmış.
Her cep telefonunun bir IMEI numarası baz istasyonu ve uydu sinyalleri sayesinde operatörde ( Turkcell, Telsim ya da Aria) görünüyor. Telefon açıksa, konuşulmasa bile sürekli sinyal gönderiyor. Hatta telefonu taşıyan kişinin hangi yöne ve hangi hızla gittiği bile öğrenilebiliyor.[33]
Sonunda Üzeyir GARİH’in hareketsiz olan cep telefonundan ilk sinyal saat 17.00’de alınır. Konuşan Hasdal askeri kışlasından bir astsubaydır. Polis askeri yetkililerle hareket eder ve astsubay bulunur. Astsubay kışlada arama yaparken telefonu bulmuş, makinayı beğenince de kendi kartını takarak denemiştir.[34]
Bilineceği üzere Yener YERMEZ polisin kışlaya kendisini aramak için geldiğini anlayınca askeri kışladan kaçar ve İstanbul sokaklarında kovalamaca devam eder. Özkan’ın ağzından takibe devam edelim.
Hasdal’dan kaçtıktan sonra bir minibüse biniyor. Gittiği yer belli ama buraya yazamıyorum…..[35] Yener YERMEZ bir bankamatikten para çekmek istedi. Ancak bunu başaramadı. Ama sonra bir başka şubeden 20 milyon lira çektiği saptanmış. Para Kayseri’den yatırılmış. Ailesinden olsa gerek. Hala tek sığınağı ailesi. Zaman zaman ailesinden bazı fertleri arıyor ve teslim olabileceği yönünde işaretler veriyor. Telefon kulübelerini kullanıyor.[36]
Yener YERMEZ, kaçtıktan sonra önce banka hesabında bulunan 20 milyondan 10 milyon lirayı bir bankamatik aracılığı ile çeker. Daha sonra Beşiktaş’taki bir bankamatikten kalan 10 milyon lirayı çekmeye çalışır. Ancak kartını kaptırır. Paraları YERMEZ’in memleketi olan Kayseri’den, Kayseri Emniyet Müdürlüğü’nün yem olarak yatırmıştır. Burada amaç YERMEZ’in kartını her makinaya sokuşunda yerini tespit edebilmektir. Bu sayede takip yapılır. Sonunda polis banka aracılığı ile hesabı bloke ettirir böylece kart üzerindeki parmak izi tespit edilebilecek ve olay yerinden alınan parmak izleriyle karşılaştırılarak Yermez hakkındaki şüphe kesinleşebilecektir.[37] Ayrıca polis Beşiktaş’taki bankaya da hemen gitmiş ancak 15 dakika ile Yermez’i kaçırmıştır.[38] Polis parmak izi tespiti yapamaz. Çünkü kartta parmak izi yoktur. Maalesef banka kartı ATM’de tüylü alandan geçerken izler silinmiştir.[39] Sonuç olarak Yermez polisin üstün gayreti ve teknolojiyi zekice kullanması sayesinde köşeye sıkışır ve yargı süreci başlatılır. Özkan’da başarılı bir gazetecilik örneğiyle tüm Türkiye’yi bu sürek avının şahidi yapar.
Görüleceği üzere teknoloji sadece suçlunun işini değil polisin işini de suçlu takip ve tespitinde kolaylaştırabiliyor, hem de sosyal hayatımıza girmiş, basit görünen unsurların akıllıca kullanımı ile. Film endüstrimize bir teklifimiz var. “Devlet Düşmanı tarzı bir filmi Yener Yermez örnek olayını senaryolaştırarak beyaz perdeye aktarabilirler. Böylece sınırlı teknik imkanlarla bile neler yapılabileceğini, en önemli unsurun, teknolojiye sahip olmaktan önce insan unsuru olduğunu vurgulayabilirler. Çünkü teknoloji tek başına sadece makine yığınıdır. İnsanlığın yararına kullanabilmek için ilk şart yeterli donanıma sahip beyinlerdir. Ve Türk polisi bu donanıma sahip olduğunu bahsettiğimiz örnek olayla ispatlamıştır.
E-Mail-Lerimizin İstenmeyen Misafirleri Spamler Ve Kapitalizmin Yeni Yüzü
İnternet imkanları hukuk, sağlık, suç, ticaret, eğitim ve reklam gibi hemen hemen her alanda kullanılmaktadır. Bu alanlardan birisi de spam olarak adlandırdığımız istenmeyen e-postalarla yapılan reklamlardır. Mail adresimizi nereden aldıklarını anlayamadığımız firmalar, spamlarla reklam yapmaktadırlar. Bu istenmeyen reklamlardan rahatsız olsak bile henüz gerçek reklam felaketleriyle, bir başka deyişle kapitalizmin yeni işkence yöntemleriyle karşılaşmış değiliz.
Mail kutumuza spam gönderen firmaların, mail adreslerimizi nereden buldukları bir çok insan için merak konusudur. Aslında spam yağmuru mağdurları mail adreslerini kendi elleriyle verirler. Spam gönderen firmalar genelde mesajları şu şekillerde edinirler:
Mail adresinize sürekli yazıştığınız bir kişiden forward edilmiş bir mesaj gelir. Mesajda yardıma muhtaç bir çocuktan veya kişiden bol acılı ve acıklı bir şekilde bahsedilir. Daha sonra bu kişiye yardım etmek isterseniz size gelen bu mesajı hemen diğer tanıdıklarınıza forward etmeniz istenir. Bunu yaptığınız takdirde o kişiye bilmem kaç cent yardımda bulunacağınız yazılıdır. Benzer başka bir mesajda ise arkadaşlık köprüsü kurmak için maili gene diğer arkadaşla­rınıza forward etmeniz gerektiği, eğer mesaj size tekrar dönerse tüm dünyayı çevreleyen sonsuz bir arkadaşlık köprüsü kurulacağı yazılıdır. Gelen maili değişiklik yapmadan kendi mail listine forward eden kişinin mail adresi, bu mail yumağının sonuna yazılır ve bir kar topu gibi mail adresleri eklenerek mail adresleri toplayıp satan firmaların eline geçer. Bu firmalarda mail aracılığı ile reklam yapmak isteyen şirketlere içinde yüz binlerce mail adresinin yazılı olduğu Cdleri hatırı sayılır bir ücretle satar. Hatta bu Cdlerde tasnifli listeler bile bulunabilir. Örneğin sadece öğrencilere, doktorlara veya kazancı belli bir miktardan yüksek olanlara yönelik gibi. Mail adreslerini elde etme yöntemlerinden birisi de internette sık sık üye olmamızı isteyen bunun içinde mail adresimizi yazmamızı isteyen sitelerdir. Bu sitelerin bir çoğu da mail toplayıcılığı görevlerini çok verimli bir şekilde yerine getirmektedir.
Kişiler hakkındaki verileri ticarete yönelik kullanmak isteyen bir sistemde her bilgi para anlamına gelecektir. Çünkü kapitalizmin doğası bunu emreder. Böyle bir sistemde çocuk bekleyen bir aile doktora kontrole gittikten sonra bebek bezi reklamlarıyla uğraşmak zorunda kalabilir. Veya aşırı stres nedeniyle gittiğiniz psikologunuz size tatil tavsiye ettiğini düşünelim. Eve varmadan turizm şirketleri sizi uzun bir yolculuğa çağırabilir. Cinsel iktidarsızlık nedeniyle doktora giden ve aparmanda oturan bir şahıs, bir akşam aparmanın girişindeki posta kutularından sadece, üzerinde kendi daire numarası yazan kutuda cinsel iktidar güçlendirici ürünlerin, viagraların reklamlarını veya azaltılmış numunelerini bulabilir. Yani doktora giden bir kişi dönüşte alacağı reklamları komşularına izah edebilmek için mantıklı bahaneleri de planlaması gerekiyor. J Kişilere ait verileri ticari kar amacıyla kullanmak için bilgisayarlar çok kolaylaştırıcı imkanlar sunmuştur. Bazı firmalar kredi kartları ile yapılan alışverişler, telefon konuşmaları, süpermarket kayıtları ve diğer finansal işlemler aracılığıyla sıradan vatandaşın bütün günlük yaşamına ilişkin verileri bilgisayar­ların hafızalarında depoluyor. The Economist’e göre Acxiom Corporation in Conway adlı tek bir şirket, veri bankasında Amerikan hane halkının yüzde 95’inin kamusal ve tüketim enformasyo­nunu muhafaza edebilmektedir.[40] Alışveriş alışkanlıkları tespit edilen kişiler istenilen alışverişe yöneltilebilir. Kişiler bu yönlendirme­den habersiz olduğu için haksız ticarete zorlanmış olacaktır. Bu kişisel haklara tecavüz sayılabilir.[41]
Türkiye’yi çok derinden etkileyen ekonomik kriz Hürriyet Gazetesinden Ertuğrul ÖZKÖK’ün bildirdiğine göre Amerika merkezli iki hacker fon’un bir milyar dolar çekmesi ile başlamış. ABD’de ‘‘Hacker fund’’ denilen bazı korsan fonlar varmış. Aslında yaptıkları iş kanun dışı değil ama bazı piyasalara günü birlik girip çıkarak spekülatif kazançlar sağlamaları piyasaları etkiliyormuş. İşte bu ‘‘hacker’’ fonlardan ikisi, Türkiye’de faaliyette bulunan bir yabancı banka aracılığıyla bir milyar dolar çekince piyasa bir anda tedirgin bir bekleyişe geçmiş. Bu psikolojik atakla birlikte krizi tetikleyen ikinci psikolojik dalga gelmiş. Bazı bankalar bunu fırsat bilip, piyasada ‘‘kan davalı’’ oldukları daha küçük bazı bankalara karşı saldırıya geçmiş[42]
Örneklerden de anlaşılacağı üzere bilişim alanında sorunlar sadece ceza kanununda bulunan suçlarla sınırlı kalmıyor. Suç olup olmadığı belirsiz ancak haksız bir kazanç kapısı bariz olarak görünen uygulamaların çok başımızı ağrıtacağı söylemek kehanet olmayacaktır.
Elektronik Gözetim
Teknolojinin gelişmesi ve yerküre üzerinde bilinmedik, görülmedik dinlenilmedik yer kalmamış olması insanlarının sürekli gözetim altında tutulduğu bir “gözetim toplumu” kavramını ortaya çıkarmıştır. Şehir hayatında bir banka makinesinden para çekmek, cep veya normal telefonları kullanmak, araba kullanmak, broşür doldurmak, kredi kartı kullanmak, kütüphaneden kitap almak, hastaneye gitmek gibi sıradan görünen işler hayatımızın vazgeçilmezle­rindendir. Ancak tüm bu ilişki türleri bilgisayar­lar ve ona bağlı sistemler üzerinde iz bırakıyor. Modern hayat adını verdiğimiz bu topluma katılmak, elektronik gözetim altında olmaktır.[43]
Gözetim toplumu hakkında yazın üretenler arasında en çok bilinen ve etkileyici olan George Orwell olmuştur. Orwell 1948 yılında büyük bir ön görüyle bir ütopya romanı ortaya çıkarmıştır. Orwell 1984 isimli romanda Büyük Birader adını verdiği dev bir bürokratik organizasyon tarafından vatandaşların tele-screnler aracılığı ile 24 saat gözetim altında tutulduğu bir toplumu son derece çarpıcı biçimde anlatır. Orwell’ın romanını baskıcı Stalin yönetiminden ilham alarak yazdığı söylenilmektedir. Orwell’ın çizdiği karanlık senaryo, vatandaşların düşüncelerinin dahi denetlendiği, totaliter bir topluma doğru gidildiği şeklindedir[44]
Bir sanat eseri olarak bolca betimleyicilerle ironi haline getirilen 1984 romanı kadar abartılı olmasa da günümüzde de benzeri senaryoların örneklerini görmek mümkündür. Yaratıcısı Kigpin olan “Örümcek Adam” isimli çizgi romandan esinlenen Amerikalı yargıç Jack LOVE suçluları takip ve gözetimde hem maliyetlerin azaltılması, hem de daha etkin bir denetim sağlanacağından hareketle elektronik künyeler takılması uygulamasını başlatmıştır.[45] Bu sistemin ilk bakışta gözetim altında tutulması gereken suçlularla mücadele açsından pratik ve etkin bir yöntem olarak görülse de sistemi tasarlarken “Orwellvari” bir senaryonun hayata geçmesi kuşkusu için kafa yorulmadığı anlaşılıyor.
Gözetim konusunda en çarpıcı ve etraflı analiz postmodern teorinin en önemli isimlerinden Michel Foucault’dan gelmiştir. Foucault gözetimi sadece örgütler açısından değil, toplumun genelinde daha geniş bir disiplin bağlamında ele almıştır. Foucault, modern toplumun kendisi disipliner bir toplum olduğunu savunur. İktidar teknikleri ve stratejileri bu toplumun temellerini oluşturur. Ordular, hapishaneler ve fabrikalar gibi belli kurumlar içinde gelişseler bile etkileri sosyal hayatın dokusuna kazınmıştır.
Gözetim toplumu kavramını en iyi temsil eden, Bentham’ın “panopticon hapishanesi”dir. Bentham’ın panopticon’u gözetim sisteminin mimari biçimidir. Aslında hiç bina edilmemiş olan bu çizim özellikle Foucault’un dikkat çekmesinden sonra çok meşhur olmuştur. Kısaca tüm tutuklu, işçi veya öğrencinin hareketlerinin izlenebildiği ancak mini hücre veya odacıklarda­kilerin, gözetleyenleri kesinlikle göremeyecek bir düzenektir panopticon. Elektronik gözler ise aynen panopticon örneğindeki gibi biz insanları bir veri öznesine dönüştürerek görünmeksizin ya da bilinmeksizin izlenebilir hale gelmemizi sağlamaktadır.
Yeni teknolojiler, gözetim potansiyelini sürekli arttırmaktadır. Marx’a göre içinde yaşadığımız gözetim toplumunda artık hepimizin gizliliği tehdit altındadır. Çünkü elektronik alanda neyin özel neyin kamusal olduğunun ayrımını yapabilmek son derece güçtür. Örneğin telefonla bir yeri aradığımızda numaramızın, ev adresimizin görünmesi özel bilgi midir? Her ne kadar bu konuda net bir şey söylemek zor olsa da Amerika ve Kanada bir yasa ile 911’i arayanların numaralarını, adresini ve kimlerin yaşadığının görünmesi için bir yasa çıkararak konuyu yasal bir statüye oturttu. Ancak Türkiye’de cep telefon operatörleri aksine de bir mevzuat bulunmamasından istifade ederek arayanların numaralarını gösterecek sistemi uygulamaya soktu.[46]
Bir taraftan özgürlük, diğer taraftan da gözetim işte internet denilen keşmekeşin kısa tarifi. Ancak kullanıcıların ulaşabildikleri bilgi ile gözetebilenlerin ulaşabildikleri bilgi oranı eşit midir? Sanırız eskiden olduğu gibi gene köyümüzün posta müdürü bizden çok biliyor. Hepimiz Microsoft’un (big brother) minik askerleri haline mi geldik yoksa?[47]
Sonuç Olarak
Konu bilişim suçları olduğu zaman Türkiye’deki ilgililer tarafından sürekli tekrarlanan bir temenni var. “Bu suçlarla mücadele için bir şeyler yapılması lazım”. Araştırmalar sırasında bu temennilerin internetin Türkiye’ye giriş tarihi olan 1993 yılından itibaren dile getirilmeye başlandığını gördük. Maalesef aynı temennilerin büyük bölümü günümüz içinde geçerli. Bu suçların mağduru olmamak için iki yol var. Birincisi teknolojiyi sosyal hayatımızın içinden çıkarmak, ikincisi ise “bir şeyler yapmak lazım”. Aldous Huxley’in bir zamanlar söylediği gibi, olaylar görmezlikten gelinmekle yok olmazlar.
İnsanlığın hayatına etki eden bunca şey hep elektrik vuruşlarca temsil edilen komutları yönlendirerek, ya açık ya da kapalı duran bir dizi kapı sayesinde çalışıyor. Açık (1) ve kapalı (0) olarak temsil edilir. Vuruşun kapılar boyunca geçtiği yol işlevi belirler. En saf haliyle bilgisayar budur işte; sonsuz giriftlik yaratan mutlak basitlik.[48]

Bu çalısma 2002 yılında Polis Dergisi 29. sayısında yayınlanan makalenin birebir kopyasıdır.

* Komiser, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı, Ankara Üniversitesi, İLEF Halkla İlişkiler Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi
[1] İnci PEKGÜLEÇ APAYDIN, Türkiye Bilişim Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, Bilişim Toplumuna Giderken Psikoloji, Sosyoloji ve Hukukta Etkiler Sempozyumu, 23-24 Mart 2001,Ankara, Açılış Konuşmasından,
[2] Prof. Dr. Asaf VAROL, Bilişim Teknolojilerinin Sebep Olduğu Yeni Suç İşleme Yöntemleri ve Çözüm Önerileri. Bu çalışma 24 Mart 2001 tarihinde Bursa’da düzenlenen “Bilişim ve İnternet Teknolojilerinin Ceza Hukuk Açısından Doğurduğu Sorunlar” başlıklı panelde yazar tarafından dağıtılmıştır
[3] Dr. Mehmet ÖZCAN’ın 1-3 Kasım tarihlerinde İstanbul Harbiye Askeri Müzesinde düzenlenen inet-tr’2001 konferansındaki sunumundan.
[4] Böylesi olaylar en çok Amerika olmak üzere artık tüm dünya ve Türkiye’de sıkça rastladığımız olaylardandır.
[5] Haluk İNANICI, Bilişim ve Yazılım Hukuk Uygulama İçinden Görünüşü, İstanbul Barosu Dergisi, 1996/7-8-9
[6] Bahadır AKÇAM, Suçla Mücadele Edenler İçin İnternet, 1999, TBD Yayınları, s 45
[7] İnternet suçları tam bir virüs gibi yayılarak kendi suçlularını yetiştirmektedir, çünkü bu gün, 30.000’i aşkın bu suçların nasıl yapılacağını öğreten siteler vardır ve bunlar sürekli artmaktadır.
[8] P. MUNGO-B.CLOUGH, Sıfıra Doğru, İletişim Yayınları, 1. Baskı, 1999
[9] P. MUNGO-B.CLOUGH, Sıfıra Doğru, İletişim Yayınları, 1. Baskı, 1999
[10] http://www.olympos.org/
[11] http://www.olympos.org
[12] ABD’li güvenlik mühendisi James Clay’ın, Akdeniz CALS ‘97′deki tebliğinden
[13] http://www.olympos.org
[14] Ferhat BİNGÖL, Sonunda Özgür Mü?, PC Net Dergisi, Ağustos 2000, 178-180
[15] 19.08.2001 Güvenlikci.com
[16] 16 Ocak 2000 tarihli NTVMSNBC Haber Geldi Servisi
[17] BT-NET
[18] Savaş KÖSE, Güvenlik kavramları ve ilkeleri II, www.bilisimcumhuriyeti.com
[19] Savaş KÖSE, Güvenlik kavramları ve ilkeleri – I, 05/11/2001. www.bilisimcumhuriyeti.com
[20] Birol AYDIN, http://212.154.21.40/2001/08/18/ haberler/haberlerdevam.htm (18.08.2001 Zaman Gazetesi)
[21] Talat HALMAN, BT Haber Dergisi, Sayı 252, 17-23 Ocak 2000
[22] 10 Kasım 2001 tarihli NTVMSNBC Haber Geldi Servisi
[23] 6 Kasım 2001 tarihli NTVMSNBC Haber Geldi Servisi
[24] Özellikle “korunabilecek” kelimesini seçtim. Çünkü dürüst vatandaşın hakkını daha fazla koruyup savunabilme “imkanı” doğacak ancak bu iyi niyetimizin hayata geçirilmesi veya yeni bir işkence yöntemi olarak kullanılması her zamanki gi uygulayıcılara ve toplumumuza düşüyor.
[25] Metin KAZANCI, Kamuda ve Özel Sektörde Halkla İlişkiler, Turhan Kitabevi, 2 Bası, s.2
[26] David LYON, Elektronik Göz, Sarmal Yayınevi, 1.basım, Eylül 1997, Türkçesi: Dilek Hattatoğlu, s. 24
[27]www.milliyet.com.tr%2F1997%2F02%2F04%2Fyasam%2Fbuyuk.html,,aol
[28] Eşref ADALI, 24 Mart 2001 tarihinde Bursada düzenlenen “Bilişim ve İnternet Teknolojilerinin Ceza Hukuku Açısından Doğurduğu Yeni Sorunlar” başlıklı seminerdeki konuşmasından
[29] Nedret ERSANEL, Siber İstihbarat, ASAM Yayınları, Ankara 2001
[30] David LYON, Elektronik Göz, Sarmal Yayınevi, 1.basım, Eylül 1997, Türkçe’si: Dilek Hattatoğlu, s. 87
[31] Burada telefonun kullanılmasından maksat, sim kart ve telefonun birlikte kullanımı değil, sadece telefon cihazının kullanımından bahsediliyor.
[32] Tuncay ÖZKAN, Perde Arkası, 28 Ağustos 2001 tarihli Milliyet Gazetesi, s.5
[33] 29 Ağustos 2001 tarihli Star Gazetesi, s.1
[34] Tuncay ÖZKAN, Perde Arkası, 29 Ağustos 2001 tarihli Milliyet Gazetesi, s.5
[35] J
[36] Tuncay ÖZKAN, Perde Arkası, 30 Ağustos 2001 tarihli Milliyet Gazetesi, s.5
[37] Tuncay ÖZKAN, Perde Arkası, 01 Eylül 2001 tarihli Milliyet Gazetesi,
[38] Tuncay ÖZKAN, Perde Arkası, 31 Ağustos 2001 tarihli Milliyet Gazetesi,
[39] Garih Cinayeti, 01 Eylül 2001 tarihli Milliyet Gazetesi, s.17
[40]http://www.activefinans.com/activeline/sayi16/futuriya.html
[41] Eşref ADALI, Kişisel Bilgilerin Korunması, “Bilişim ve İnternet Teknolojilerinin Ceza Hukuku Açısından Doğurduğu Yeni Sorunlar” 24 Mart 2001 Bursa, s. 30
[42] Ertuğrul ÖZKÖK, 7 Aralık 2000 Perşembe, Hürriyet Gazetesi
[43] David LYON, Elektronik Göz, Sarmal Yayınevi, 1.basım, Eylül 1997, Türkçesi: Dilek Hattatoğlu, s.17
[44] Prof.Dr. Veysel Bozkurt, Gözetim ve İnternet:Özel Yaşamın Sonu Mu?, http://www.isguc.org/
[45] David LYON, Elektronik Göz, Sarmal Yayınevi, 1.basım, Eylül 1997, Türkçesi: Dilek Hattatoğlu, s. 65,66
[46] Eşref ADALI, Kişisel Bilgilerin Korunması, “Bilişim ve İnternet Teknolojilerinin Ceza Hukuku Açısından Doğurduğu Yeni Sorunlar” 24 Mart 2001 Bursa, s. 31
[47] http://www.activefinans.com/activeline/sayi16/ futuriya.html
[48] P. MUNGO-B.CLOUGH, Sıfıra Doğru, İletişim Yayınları, 1. Baskı, 1999